KARANTİNA GÜNLÜKLERİ 1: İLİŞKİLER


Blogda ilk kez kitaplar ya da seyahatlerim dışında bir konuda yazı yazdığım için kendimi bir miktar garip hissediyorum, ancak bir süredir de pek çok konu hakkında oturup uzun uzun düşünme fırsatına sahip olduğum bir dönemden geçiyorum -hepiniz gibi-.

Bu kadar düşünebilmek, yanında yazma dürtüsünü getirdi. Düşünürken bir yandan da düşündüklerimi yazıya dökmeyi istiyorum bir süredir. Geçenlerde Yağmur -beni tanıyanların neredeyse tamamı onu da tanıyordur diye düşünüyorum- karantinada neden günlük tutmamız gerektiğine dair bir makale paylaşmıştı. Onun da sonrasında, düşündüklerim hakkında gerçekten de yazmak istediğime karar verdim ve blogda karantina sürecinde yeni bir bölüm açmaya karar verdim: Karantina Günlükleri. Ve şimdi, bu serinin bilincimden akan ilk kısmıyla karşınızdayım.



Çok sosyal bir insanım diyemem. Hatta Ömer hayatıma girene kadar, sosyallik ihtiyacımı işe gitmek, ailemle vakit geçirmek ve sayısı bir elimin parmağını geçmeyecek kadar arkadaşlarımla görüşmek karşılıyordu ve bu bana fazlasıyla yetiyordu. Ömer'den sonra, sosyal hayatıma onun ailesi ve arkadaşları da dahil oldu. Özellikle arkadaşlar kısmında bir süre (2 yıl kadar) direndiysem de, sonrasında, en az kendi arkadaşlarım kadar özlediğim ve benimsediğim yeni arkadaşlarım oldu ve şimdi baktığımda, oturduğum yerden özlediklerim, Ömer'in hayatıma kattığı insanları da kapsıyor.

Yine de, çocukluğumdan bu yana, kendiyle mutlu, kendine yeten bir insanım ve 20lerimin çoğuyla 30larımın ilk kısmını, yani aklımı başıma aldığım zamanları yalnız ve gerçekten de yalnızlığı severek, çeşitli ortamlarda bunu överek geçirdim. Bugün bile, oturup da ilişkiler ve evlilikler üzerine düşündüğümde, günümüzde, özellikle de kendine yeten, kendi ayakları üzerinde duran, kariyerini ya da kendini gerçekleştirmeyi domestikliğin ve bir çocuk sahibi olmanın önünde tutan bir kadının, evlenmesini gerçekten de gereksiz buluyor ve her zaman bekarlığı, yalnızlığı savunuyorum.


Peki neden evliyim? Neden 1 aydan uzun bir süredir karantinamı bir adamla birlikte geçiriyor ve her günün sonunda kendimi bir karantina partnerim olduğu için şanslı hissediyorum? Acaba yalnız olsaydım bu süreci nasıl geçirirdim? Ve neden balayımda çektiğim fotoğraflar eşliğinde bu yazıyı yazıyorum?

Öncelikle, biraz daha kendimi anlatma ihtiyacı duyuyorum sanırım. Bu sürece kadar, dışarıdan bakıldığında evli olduğu pek de anlaşılmayan, bireyselliğini ön planda tutan, tek başına ya da ailesi ve arkadaşlarıyla seyahati tercih eden, çok çalışan, pek çoklarının bencil olduğumu düşündüğü bir insandım. Bana göre bir evliliği sürdürmenin kurallarının başında, kendi hayatının ve alanının olması ve bireyselliği korumak vardı.

Karantina sürecinde, evliliğimi oturttuğum temellerin hepsi bir bir yıkıldı diyebilirim. Ofiste yaptığım mesailer, kendi arkadaşlarımla yaptığım planlar, arkadaşlarım ve ailemle planladığım 3 seyahat, kendime yarattığım alan artık elimde yoktu. Elimde olan, 100 m2 bir evin içinde, hep aynı adamı ve 4 kediyi görmek zorunda olduğum bir hayattı.



Zor alıştığım, ama çok sevdiğim Polonyalı bir arkadaşım var. Ömer'in hayatıma kattığı. Bugün bana karantinanın başında eşini sinir bozucu bulmaktan korktuğunu, ama ilişkilerinin derinleştiği ve iletişimlerinin tazelendiğinden bahsetti. Benim durumumu çok güzel özetlediğini düşünüyorum, hatta pek çoğumuzun durumumu.

Bu yazıyı yazmaya karar verdiğimde, instagramdan, karantina sürecini eşi / sevgilisiyle aynı evde geçirenlerin, eskisinden daha mı az yoksa daha mı çok tartışıp kavga ettiğini sordum. Cevabı tahmin edecek olsam, pek çok insanın bu süreçte, daha çok tartıştığını düşünürdüm, ancak yanılmışım. Az takipçili micro influencer instagram hesabıma gelen cevapların % 64'ü eskisinden daha az kavga ettikleriydi.

Yazının başında, özellikle günümüzde evliliğin gereksiz olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Yanıldığım başka bir konu da bu. Gereklilikler üzerine fazla düşünmem. Çünkü bugün fark ettim ki, tercihlerimiz, gerekliliklere dayandırmadığımızda bizi daha çok mutlu ediyor.

Bugün, evlenmek  zorunda olduğunu düşünmeden evlenen, hayatındaki kişiyi gerçekten sevdiği için hayatına dahil eden, belki de bugüne kadar yaşadığımız en zor zamanları bir çatı altında o adam / kadınla geçiren herkes, kendini, karşısındaki insanı, ilişkisini tanıyor, tanımlıyor, seviyor, sahipleniyor, kendini mutlu ve şanslı hissediyor.


Burada önemli olanın, her şeyin başının kendinle barışmak olduğunu düşünüyorum. Kendini ve süreci kabul ettiğin zaman, kendine zaman tanıdığın zaman, karşındaki insanı da tanımaya, anlamaya başlıyorsun. Sen kendinle barıştığında, karşındaki insan da seninle barışıyor. Onun seni anladığını hissettiğinde, sen de onu anlamaya başlıyorsun.

Süreçten memnunum diyemeyeceğim. Ama mutsuzum da diyemem. Sonuçta, 11 yıllık İstanbul hayatımda, 10. evim olmakla birlikte, ilk kez kendimi evimde hissettiğim bir apartman dairesinde girdim bu sürece. Başımı sokacak bir evim olmasından öte, ben evde olduğum için daha çok büyüyen bitkilerim ve daha mutlu olan 4 kedim ve bana bu evin içinde bile istediğim alanı tanıyan bir hayat arkadaşım var. Yoğunlaşacak ve günümün çoğunu kaplayacak kadar beni meşgul eden bir işimin olmasının da bu süreçte çok yardımı dokundu, ama yine de psikolojik olarak zorlandığım, üzüldüğüm, kötü hissettiğim, umutsuzluğa kapıldığım, hiçbir şey yapmak istemediğim, yoga yaparken fırına kek koyduğum, resim yaparken kitap okuduğum ve bol bol ağladığım bir sürü zamanım oldu.

Bu bir sürü zamanın içinde, bir ilişkiyi sağlıklı tutmanın da, en kolay ve güzel yolunun, akışına bırakmak, saygı duymak, güvenmek, sevmek, bol bol sarılmak olduğunu fark ettim. Benim soruya cevabım, eskisinden daha az tartışığımızdı. Neyse ki, Ömer'in cevabı da aynıydı. Şimdi baktığımda da, doğru insanı yol arkadaşı olarak seçmenin, aslında ne kadar güzel olduğunu görüyorum. Güzel ve rahatlatıcı ve günün sonunda mutlu hissettiren bir seçim.

Hep doğru seçimler yapmıyoruz hayatta. Ama bir şekilde bize uyanı bulduğumuza inanıyorum. Bize iyi geleni. Umarım hepimiz, bize iyi gelen seçimler yaparız hayatta. Bir de bu süreçte birbirimizi daha çok dinler, anlarız. Çünkü bir insanı tanımak için çok güzel bir dönemin içindeyiz gibi hissediyorum baktığımda.

Serinin bir sonraki yazısında görüşene dek, sağlıkla kalın.


1 yorum

  1. Eşsiz bir dönemde tarihe geçen bir yazı. Yıllar sonra bu sayfayı yüzünde derin bir gülümseme ile okuyacağına eminim. Çünkü ben de öyle yapacağım. Y.

    YanıtlayınSil