BİR YAZAR İKİ OKUR: NURAY ATACIK


Yine uzun bir süre oldu bloga yazmayalı. Mevsimler hatta koşullar değişti. Şimdi pek çoğumuz evimizde, yeni bir dünyanın içindeyiz. Bir süredir aklımda bloga yeni yazılar yazmak var. Hatta kendimizle daha çok vakit geçirme fırsatı bulduğumuz şu günlerde içeriği de biraz genişletme. Ama günün çoğu işin telaşıyla geçtiği için pek de vakit kalmıyor. Bir süre daha buralarda seyahat yazısı olmayacak gibi duruyor bu arada. Son 5 yıldır ilk kez bu kadar sabit durduğum bir bahar bu çünkü :)

Planlar bir yana yazmaya kaldığımız ve en sevdiğimiz yerden devam edelim istedik. Gerisi nasıl olsa gelir diye düşünerek ve hepimizin okumaya daha çok fırsat bulduğu bu günlerde, yine ablam sayesinde tanıştığım ve çok severek okuduğum bir yazarla geri döndük.

Nuray Atacık, aslında bir elektrik mühendisi, ancak edebiyatla beraber insanların gerilim kaynağına merak salan bir polisiye yazarı aynı zamanda. Özellikle polisiye severlerin mutlaka takip etmesi gerektiğini düşünüyor ve hazırsanız yorumlarımıza başlıyoruz :)




Fener Balığı - Nuray Atacık (4/5)

Kitap, İstanbul Cinayet Büro Amiri Murat ve ekibine, öldürülen üniversite öğrencisi torbacı Sercan'a ve iş adamı Barlas’ın yaşadıklarına odaklanıyor. Katilin kim olduğu ve cinayetin neden işlendiği sorusuna yanıt aranırken, karakterlerin psikolojileri, aile ilişkileri, çıkarları ve hırsları da anlatılıyor kitapta.

500 sayfa da olsa, soluksuz okunuyor. Kitabın anlatımı sade, akıcı ve karakter çözümlemeleri çok iyi; olay örgüsü ve kurgusu ise harika. Kitabı bitirdiğimde, adının neden Fener Balığı olduğunu bir türlü anlayamadım ancak biraz araştırma yapıca, Barlas’ın rüyalarında gördüğü vahşi deniz yaratığı, fener balığı olabilir dedim.

Sorun mu, farklılık mı bilmiyorum ama romanın yarısında cinayet çözülüyor ve cinayetle ilgili diğer bağlantılar ve yaşananlar kalıyor geriye. Gerçi romanın temposu hiç düşmüyor ve cinayetin arkasında yatan nedenlere dair herhangi bir soru işareti kalmıyor akıllarda. Murat ve ekibini şimdiden özledim, yeni maceralarını iple çekiyorum. (Gülcan)

Fener Balığı - Nuray Atacık (4/5)

Öncelikle, son dönem okuduğum en güzel polisiyelerdendi. Yazarın ilk romanı ve çok güzel bir ilk roman. Aslında puanım da 4 değil, 4.5. Çünkü bir polisiyede en çok sevdiğim şeylerden biri, "ay acaba ne olacak" heyecanından bağımsız bir kitabı okutma isteği. Bu kitabın bendeki en güçlü hissiyatı bu oldu. Karakterler bence çok güçlü ve bağ kurması çok kolay, o sebeple de, konudan bağımsız olarak, kitabı okumaya devam etmek istiyorsunuz. Kitabın 500 sayfa olması sizi korkutmasın, çok kısa sürede okunuyor. Akıp gidiyor.

Karakterler çok güçlü evet, ama konu bana bir miktar zayıf geldi. Bir torbacının ölümü, 500 sayfalık romanın konusu mu? Değil bence. Üstelik de biraz zorlama kısımları var. Her olayın birbiri ile bağlanmasını da bir miktar zorlama buldum. Bu kadar olmasa da olurmuş dedim. Zaten yarım puanı da buradan kırıyorum. Ama, normalde bu benim için çok daha önemli bir konu olacakken, kitap o kadar iyiydi ki, bu bile görmezden geldiğim bir şey olabildi.

Uzun lafın kısası, yazarı, yazarın dilini, karakterleri, kurguyu, kitabın akışını, anlatıcı karakterin değişme şeklini çok ama çok sevdim ben. Çok da keyif aldım okurken. Yazarın diğer kitapları için de sabırsızlanıyorum. (Sevgican)


Bukalemun - Nuray Atacık (4/5)

Bu sefer bir cinayeti aydınlatmaya değil, kaçırılan genç bir kadını, henüz hayattayken bulmaya çalışıyor Murat ve ekibi. Üstelik genç kadın, serinin ilk kitabından tanıdığımız birisi. Üç günde yaşananların yoğunluğu, olayların farklı şehirlerde geçmesi ve eski bir olayla bağlantısı, ekibi, eş zamanlı ve karmaşık bir plan yapmaya itiyor. Polislerin yanı sıra, internet üzerinden her türlü bilgiye ve dosyaya ulaşabilen iki hacker da, olaydaki gizemi çözmeye çalışıyor.

Serinin ilk kitabı sadece Murat’a değil, onunla birlikte Esin, Ahmet ve Halil’in de iç dünyaları ve aile yaşamlarına odaklanıyordu. Özellikle Esin’in yaşadıkları beni çok etkilemişti; ikinci kitapta ise, Murat’ın yaşadıkları öne çıkıyor.

Kaçıranların kimliği ve kaçırma hikayesinin altında yatan neden, yine kitabın ortalarında anlaşılıyor. Dolayısı ile arkasında bir sürü soru işareti bırakan sürpriz bir son da yok. Kardeşlik bağının gücüne, başarılı bir takım çalışmasına ve olay çözüldükten sonra yaşananlara tanık oluyoruz kitabın ikinci yarısında. Tahminimce, serinin üçüncü kitabında Murat, istihbarat bölümündeki babasının gizli dosyasına ulaşmaya çalışacak.

Özetle gayet güzel bir polisiye. Olay örgüsü ve karakterler inandırıcı, akıcı ve sürükleyici bir dili var kitabın ve temposu hep yüksek. Ancak yan karakterlere daha az odaklanması nedeniyle, ilk kitaba oranla duygu yoğunluğu daha az olan bir kitaptı benim için Bukalemun. (Gülcan)

Bukalemun - Nuray Atacık (5/5)

Fener Balığı'nı bitirdiğim gibi başladım Bukalemun'a. Başladığım gün de bitiverdi kitap. Kitabın en hayran olduğum yanı kurgusu ve olay örgüsünün gelişimi oldu. İlmek ilmek işlenen bir konusu var ve heyecan dozu her sayfayla biraz daha artıyor.

Murat'ı ilk kitapta da sevmiştim, ama bu kitapta iyice güçlendi karakter ve dedektif olarak. İlk kitapta da favorim olan Esin'in ise bu kitapta devleşmesine zevkten dört köşe bir şekilde tanıklık ettim.

İlk kitapta hissettiğim zorlama hissi bu kitapta yoktu. Yazarın kaleminin iki kitap arasındaki sürede, bu kadar kuvvetlenmesi bende hayranlık oluşturdu.

Tek söyleyeceğim, birkaç ufak tefek yazım hatası vardı kitapta. Normalde olsa çok takardım, bu sefer çok da takılmadım. İkinci baskıda düzelmesini umuyorum.

Nuray Atacık, keşfettiğime aşırı mutlu olduğum ve yeni kitaplarını sabırsızlıkla bekleyeceğim bir yazar oldu. Hep yazsın da okuyalım!

Herkese bol okumalı ve bir de sağlıklı günler dileriz! 

Hiç yorum yok