Bir Yazar İki Okur: Yaprak Öz


Epey bir zaman oldu yazmayalı bloga biliyorum. Aslında ne okumayı, ne seyahat etmeyi bıraktım, ama yine de, burayı biraz ihmal ettiğim bir süreç oldu. Bu hafta, hiç yazmadığım bu sürece bir son vermek istedim ve tekrar yazmaya başladım. Kendi çapımda iki öykü yazdığım birkaç günün sonunda, pasımı üzerimden bir miktar attığımı hissettim ve dedim ki, bloga da yazmanın vakti geldi. 

Bugün, ablam sayesinde tanıştığım, türü (gerilim) sebebiyle bir miktar ön yargıyla yaklaştığım, okumaya başladıktan sonraysa elimden bırakamadan bütün kitaplarını silip süpürdüğüm bir yazar var blogda. Ablamla beraber, Yaprak Öz'ün beş kitabını arka arkaya okuduk ve yorumladık. Yetmedi, günümüz internet dünyasının nimetleri sayesinde Yaprak Öz ile birkaç satır yazışma fırsatı bile bulduk.

Çok güzel bir dile ve harika bir hayal gücüne sahip Yaprak Öz'ün kitaplarının ortak ve en güzel özelliği de, güçlü ve zeki kadın karakterler. Kitaplarındaki karakterlerin üzerine düşünülmüş ve karakterlerine ait alt metinlerde, kişiliklerine ait yanları çok seviyor ve hemen benimsiyorsunuz. 

Ve hazırsanız, sırada yorumlarımız var :) 





Berlinli Apartmanı - Yaprak Öz (4/5)

Cinayet kitapları çeviren Oya’ya, abisi Berlinli Apartmanı’ndan bir daire alır. Oya, bu apartmanı çok sever ve apartman sakinleri ile samimi olmaya başlar. Ve asıl hikaye de böyle başlar.  Ani bir ölüm, bir komşudan haber alınamaması, ters yazılmış Arapça dualar, kediler, yılanlar, bebekler derken, Oya artık çevirdiği cinayet romanlarındaki gibi gizemli olayların içindedir. Apartmanda ayinler yapıldığından, komşularının bir olup, Oya’yı kurban edeceğinden bile şüphelenir.  

Şüphelerinin üzerine giden Oya, olayları, katil kim oyunundaki gibi sorular sorup, gizli planlar yaparak tek tek çözer. Bir kahramana dönüşür. Her ne kadar katilin kim olduğu belli olsa da, kitap gayet sürükleyici. Kiki'yi sanırım bir süre aklımdan çıkaramayacağım. (Gülcan)

Berlinli Apartmanı - Yaprak Öz (4/5)

Karakterleri, kurgusu ve yarattığı gerginlikle çok güzel, çok kolay okunan bir kitaptı. Normalde korku türündeki romanlardan bir miktar uzak dururdum ve kitabın, paranormal olaylarla ilgili olması ihtimali, okurken beni bir miktar tedirgin etti. Ancak, Yaprak Öz'ün ilk romanı olduğuna pek inanamadığım bu kitabın kurgusu, gerçekten de ufak sürprizler barındıran, okuyucuyu gerçekten mutlu eden bir roman. (Sevgican)



Tilki, Baykuş, Bakire - Yaprak Öz (4/5)

Yaprak Öz’ün okuduğum ilk kitabı, adı ve kapak tasarımı ile beni kendine çekmişti. Okudukça fark ettim ki; kitabın akıcı ve sade bir dili, sırlarla dolu harika bir kurgusu var. 

Begüm ve kızı, hayatlarında yeni bir sayfa açar. Yeni bir ev, yeni bir iş, yeni bir okul. Çalıştığı kütüphaneye gelen eski kitapları evine götüren Begüm, bir dergi içerisine gizlenmiş mektupları bulunca, mektupların sahibine ulaşmaya çalışır. Ancak mektupların gizlediği sır ve yaşananlar, son ana kadar gerilimi yüksek tutar ve kitap bitince ağzınızda acı bir tat bırakır. (Gülcan)

Tilki, Baykuş, Bakire - Yaprak Öz (5/5)

Harika bir kitaptı. Karakterler, kurgu, kitabın yazım dili, olayın örgüsü ve çözülme şekli ve yarattığı gerilim çok tatmin edici bir okuma deneyimi sundu bana. Yazarın okuduğum ikinci romanı oldu bu. Diğer kitapları için de sabırsızlanıyorum. (Sevgican)


Sobe Siyah Orkide - Yaprak Öz (4/5)

Kadıköy’de detaylarla süslenmiş bir apartman ve kalbi kırılmış iki kadının burada hayatlarının kesişmesi. Kadın karakterlerden biri ya sizsiniz, ya en iyi arkadaşınız. Okudukça o kadar tanıdık, o kadar yakın geliyorlar size. Uyandırdığı merak, akıcılığı ve sadeliği nedeniyle bir çırpıda bitiyor kitap.  Yer yer güldürse de, gerilim sona doğru artıyor ve sürpriz bir son sizi bekliyor. (Gülcan)

Sobe Siyah Orkide - Yaprak Öz (4/5)

Çok kolay okunan bir kitap Sobe Siyah Orkide. Ancak kitaptaki her şeyi önceden tahmin ettim ve bu da okuma keyfimi biraz düşürdü. Yine de, yazarla tanışmama vesile bu kitap, yazarı ve yazarın dilini sevmemi sağladı. Kitaba dair en çok sevdiğim şeyler ise, çok güzel yansıttığı 90'lar havası ve bir de kitaptaki kadın karakterler oldu. Yazarın diğer romanlarını da keyifle okuyacağım. (Sevgican)


Şeytan Disko - Yaprak Öz (4/5)

Otuzlu yaşların sonuna yaklaşmış Deniz, iyi giden, rahat bir hayatı, mutlu bir evliliği varken, yaz başında görmeye/hatırlamaya başladığı rüya benzeri parça parça anılar sonucu depresyona girer. Evliliği çatırdamaya başlar ve hayatını düzene sokmak için psikiyatristle görüşmeye, bazı sırlarının olduğu geçmişi ve hatırladığı anılarla yüzleşmeye başlar. Karabasanlar ve geçmişin hayaletleri rüyalarını esir alır. 

Sezgilerinin kuvvetli olduğunu anlayan Deniz, hep aynı anı yaşatan görüntüler ve içini sıkan karanlık duygularla baş edip, neler olduğunu kısmen sonradan öğrense de, konunun üzerine gitmeye karar verir. İnternette araştırmalar yapar, Prag’da bir medyumla görüşür, yaşananları ve araştırmalarını deftere yazar ve neler olacağını bile bile, anılarına ev sahipliği yapan mekana ısrarla gider. 

Burada Deniz her ne kadar ruhsal görüye sahip olsa da, içinde bulunduğu durumu çözemez ve kitap, Yaprak Öz’ün diğer kitaplarından farklı bir sonla biter. Geriye kimsenin bulup, okuyamadığı sırlarla dolu bir defterle… 90’ların müzikleri, Pembe Panter, Lana Del Rey ve Truman Capote ise kitaba serpiştirilmiş en tatlı detaylar. (Gülcan)

Şeytan Disko - Yaprak Öz (3/5)

Okuduğum tüm Yaprak Öz romanları içerisinde en az sevdiğim kitap bu oldu. Yazarın yazım dili ve kurguda bir sıkıntı yoktu aslında, sadece konu itibarıyla ben pek sevemedim. Sanırım ilk kez, Yaprak Öz'ün yarattığı bir kadın karakterle bağ kuramadım. Ondan bu hissiyatım. Yine de çok kolay okunan ve kendini merak ettiren bir kitaptı. Bir çırpıda bitiverdi.

Demiştim kitabı bitirince. Ancak sonra, ablamla kitap üzerine konuştuğumuzda, Yaprak Öz'ün bu kitapta ne yaptığını anladım. Yazarın ilk kez bir romanında, zeki, entelektüel ve güçlü olmayan bir kadın karakter olduğunu fark ettim. Bence yazar da, Deniz ile bağ kurmamızı ve Deniz'i sevmemizi istememişti. Kitapta Deniz'in başına gelenler de, zengin, rahat, kendini geliştirme ihtiyacı duymamış bir kadın olarak, kendi seçimleriydi belki de. (Sevgican)



Farahnaz'ın Çiçeği - Yaprak Öz (4/5)

Yaprak Öz, gerilim türünde değil de polisiye bir kitap ile çıkıyor bu sefer karşımıza. 80’lerde Zonguldak’ta geçiyor hikaye. Ev hanımı ve yetenekli bir terzi olan Yıldız Alatan’ın, polisiye kitaplara da ayrı bir düşkünlüğü var. Bu merakı, mahallede gerçekleşen iki cinayeti aydınlatıyor.

Cinayetlerdeki sır perdesi aralanırken, hiç gitmediğim Kılıç Mahallesi ve çevresi evim gibi oluyor.  Lojmandaki komşuluk ilişkileri, kulüpte düzenlenen eğlenceler, tenis kortlarında oynanan maçlar, plajda ve ormanda birlikte geçen zaman dilimleri, hepsi hayatın içinden ve capcanlı. Beni en çok neşelendiren, heyecanlandıran ise, 152. sayfada Nazan’ın pikabında çalan şarkı; sayko kilır, kesköse, fa fa fa fa fa fa fa fa fa far betır :) (Gülcan)

Farahnaz'ın Çiçeği - Yaprak Öz (5/5)

Yaprak Öz, çok kısa sürede tüm romanlarını arka arkaya okuma şansı bulduğum ve keşfettiğim için çok mutlu hissettiğim bir yazar. Gerilim türünde yazdığı romanlarından farklı olarak, polisiye türünde olan bu romanı, tadından yenmiyor adeta. Yıldız Alatan, en favori polisiye karakterlerimden biri oldu henüz ilk sayfadan. 

Karakteri çok ama çok sevdim. Konu, kurgu, yazarın dili harikaydı. Üstüne bir de, Zonguldak gibi, pek de ilgimi çekmeyen bir şehri, öyle güzel betimleyip, anlatmış ki yazar. Pek çok detaya bayıldım. Bitmesin isteyerek okudum kitabı, ama çok kısa bir sürede bitiverdi kitap. Umarım Yaprak Öz hep yazar, hep okuruz. Çünkü 4. romanında böyle ustalaşmış bir yazarın, bundan sonraki kitapları beni gerçekten heyecanlandırıyor. (Sevgican)

Herkese bol okumalı günler dileriz!

1 yorum

  1. Çok severek okuduğum bir yazar şahane yorumlar için tesekkürler canım

    YanıtlaSil