Bir Yazar İki Okur: Yaprak Öz


Epey bir zaman oldu yazmayalı bloga biliyorum. Aslında ne okumayı, ne seyahat etmeyi bıraktım, ama yine de, burayı biraz ihmal ettiğim bir süreç oldu. Bu hafta, hiç yazmadığım bu sürece bir son vermek istedim ve tekrar yazmaya başladım. Kendi çapımda iki öykü yazdığım birkaç günün sonunda, pasımı üzerimden bir miktar attığımı hissettim ve dedim ki, bloga da yazmanın vakti geldi. 

Bugün, ablam sayesinde tanıştığım, türü (gerilim) sebebiyle bir miktar ön yargıyla yaklaştığım, okumaya başladıktan sonraysa elimden bırakamadan bütün kitaplarını silip süpürdüğüm bir yazar var blogda. Ablamla beraber, Yaprak Öz'ün beş kitabını arka arkaya okuduk ve yorumladık. Yetmedi, günümüz internet dünyasının nimetleri sayesinde Yaprak Öz ile birkaç satır yazışma fırsatı bile bulduk.

Çok güzel bir dile ve harika bir hayal gücüne sahip Yaprak Öz'ün kitaplarının ortak ve en güzel özelliği de, güçlü ve zeki kadın karakterler. Kitaplarındaki karakterlerin üzerine düşünülmüş ve karakterlerine ait alt metinlerde, kişiliklerine ait yanları çok seviyor ve hemen benimsiyorsunuz. 

Ve hazırsanız, sırada yorumlarımız var :) 

Başka Türlü Polisiye: Hop Çiki Yaya


Bir süredir, polisiye türünde kitaplara karşı ilgim genel olarak arttı diyebilirim. Bunun sebepleri hakkında da biraz düşünüyorum son zamanlarda. Sanırım ilk sebebi, her polisiye okuru gibi, benim de gizem çözme merakım. Polisiye romanlarda, klasik polisiye olsun olmasın, ana karakteri de çok seviyorum ve onunla birlikte bir yolculuğa çıkmak benim için çok keyifli oluyor. Bu da ikinci sebebim. Üçüncü ve en çok önemsediğim sebep ise, kafamda henüz tam olarak olgunlaştırmayı başaramamış olsam da, bir gün, bir roman yazabilirsem, bunun türünün polisiye olmasını istemem. İlk ikisinden bağımsız olarak, bu üçüncü sebep de, elimin her seferinde polisiye romanlarına gitmesine sebep oluyor. 

Yakın çevrem, son dönemdeki bu polisiye merakımı fark ediyor elbet. Bu da, çok güzel bir şeye sebep oldu ve bir gün günüm, işyerinde otururken, gelen kargo ile güzelleşti. Birlikte seyahat etmekten, konuşmaktan, bir şeyler paylaşmaktan en çok keyif aldığım arkadaşlarımdan B., bana Mehmet Murat Somer'in Hop Çiki Yaya serisini alıp göndermişti ve hem seri, hem de yazarla tanışmama vesile oldu. 

7 kitaplık bu seride, cinayetleri çözen ana karakter, gündüzleri bilgisayar dehası, geceleri ise draq queenlerin şov yaptığı bir clubın işletmecisi bir travesti ve kitapların geneli, ülkece görmezden geldiğimiz, ayıpladığımız bir ortamda geçiyor. Seri, genel hatlarıyla, çok eğlenceli ve cüretkar, harika bir dile ve akıcılığa sahip ve bazen, özellikle benim gibi metrobüste kitap okuyorsanız, attığınız kahkahalar sebebiyle, bakışları üzerinize çekmenize sebep. Okuyup, bu kadar beğenmişken, bloga da kitapları tek tek yazmak istedim. Hazırsanız başlıyorum: