3 Kitap 3 Okur: Bir Takım Polisiyeler


Epey bir zaman oldu bloga yazmayalı. Mevsimler değişti, bir yıl yaşlandım arada. Bir sürü kitap okudum. Pek çoğunu çok sevdim. Bir kısmı hemen bitsin de kurtulayım istedim. Blogu epey boşladım. Saçlarımı daha kısa kestirdim. Hayatımla ilgili güzel adımlar attım. Ve geri döndüm.

Bir sürü kitap okudum evet, ama hep tek okumadım, arada, sadece ablamla okumak yetmedi, bu küçük oyuna bir de, Cumartesi Saat Üçte blogunda çok güzel yazılar yazan, hiç görmeden çok sevdiğim ve kendime mektup arkadaşı bellediğim Ümit'i dahil ettim. Ve şimdi, uzun bir aradan sonra, 3 okur olarak, eş zamanlı okumaya çalıştığımız 3 polisiyeyi, 3 ayrı gözden yorumlayacağız birlikte. Hazırsanız başlıyoruz!




Bil Ki Hayat Virane - İlyas Barut (2/5)

Peşin peşin feryat: Bu Nusret Çakmak'ın olayı, alametifarikası nedir anlayan beri gelsin!

Peşin peşin itiraf : Katili tahmin etmek için bayağı güç sarf ettim fakat yine de bu gecikmede kendime toz konduramıyorum.

Yine adli kayıtlara intihar olarak yansıyan bir vakada katilin peşine düşüyoruz. Yalnız bu sefer hikayeyi iki farklı ağızdan, okudukça hak vereceksiniz, aslında kalemden okuyoruz. Dürüst olmak gerekirse ben bu feleğin sillesini yemiş, psikoloji bozulmuş, ağır abi/delüğanlı, yaralı, hem döven hem seven polis tiplemelerinden pek hoşlanmıyorum. Ama sonra kendi adliye/emniyet/idare deneyimlerimi anımsıyorum da memleketimizde ruhu ve sağlığını korumak temel olarak zor, gerçekten çok zor. Kahramanımız Nusret Çakmak da "içeriden birisi" olarak bu konuda samimi hislerini esirgemiyor zaten.

Kitapla ilgili başkaca bir söyleyeceğim yok ama yazarın peşini bırakmayacağım. Şöyle ki Sevgican hangi kitapları okuyacağımızı bana ilettiğinde kitapları Goodreads hesabıma ekledim, biraz da meraktan neymiş ne değilmiş diye bakındım. Bu kitap için "yazarın usta işi ilk romanı" olduğu söyleniyor. Kitabı bu bilgi ile okuduğum için şanslıyım. Aksi takdirde kitabın bende yarattığı "Lan ne zaman toparlanacak bu hikaye?!" hissini ve fakat yazarına karşı beslemeye başladığım şefkati başka türlü izah edemezdim. Çünkü ben bu kitapta, birden fazla iyisi, doğrusu, güzeli olan ve paylaşmak, anlatmak isteyen yazarın hepsini aynı anda paylaşma arzusunu, hevesini, "ilk usta işi roman"ını yazıyor olmaktaki kaygısını hissettim. O yüzden kitaba puanım düşükse de bende yarattığı bu his ve sonraki kitabı O Sızı Hep Yoklar'ı okuma, durulup durulmadığını görmeye dair yarattığı merak için yazara puanım yüksek. 

Beni sakın üzme Bay İlyas Barut! -Ümit-

Bil Ki Hayat Virane - İlyas Barut (4/5)

Ana karakteri ve olayları iki farklı bakış açısıyla okumak, yorumların gittikçe birbirine benzemesi ve iki farklı son, alışılmışın dışına çıkarıyor kitabı. Ancak en güzel kılanı, bizden, samimi bir şeyler olması kitapta. Bandırma’da Nusretle biz de dolaşıyoruz, Memet’i arıyoruz, Okşan’ın kalçalarına bakıyoruz, üşüyoruz esen poyrazla, Hürriyet’i kurtarıyoruz, Gülden’in olası katilini bulmaya çalışıyoruz. 

Ve bitiyor kitap, sonrası sessizlik, ‘sessizliğin içini de limandan gelen makinelerin uğultusu dolduruyor’. 
-Gülcan-

Bil Ki Hayat Virane - İlyas Barut (4/5)

Kitapta iki anlatıcı var, ve benim son dönem en sevdiğim, okumaktan en çok keyif aldığım kitaplar, içinde böyle okuyucuyla özdeşliği bozan detaylar olanlar. O yüzden, kitapta iki anlatıcının olduğunu ve anlatıcılardan birinin okuyucuya sürekli yalan söylediğini anladığım andan itibaren kitabı çok sevdim. Kitaba 4 puan vermemin ilk sebebi bu. Ki bu dediğimi, bir polisiyede yapınca yazar, klasik polisiye havasından kitabı çıkarınca, iyice tadından yenmez oldu kitap benim için.  

Kitap, Nusret Çakmak isimli bir emekli polisin, bir intihar hikayesinin peşinden gitmesiyle ilgili. Kitabı çok sevmemin ikinci sebebi ise, katili hemen tahmin edememiş olmam. 

Yazarın yazım dili, ilk kitap için, oldukça iyi ve ustaca. Olay örgüsü ve kurguyu da beğendim. Bir çırpıda okudum kitabı. Beni tek rahatsız eden, bir sürü kişinin ölmesiydi. Bu kadar tesadüfü, polisiyelerde görmeyi sanırım sevmiyorum. Ama genel olarak derli toplu ve güzel bir kitaptı. 
-Sevgican-


Feneryolu Cinayetleri - Gencoy Sümer (3/5)

Peşin peşin feryat : Allahını seven bir peçeteye olur, gazeteye olur bir intihar notu yazsın ortalık bir yere bıraksın! İntihar notu bırakmadan ölmeyin, kriminal dünya buna hazır değil!
Peşin peşin böbürlenme: Katili doğru tahmin etmişim! Ehehehehe! Öhm pardon. :/

Cold Case diye bir dizi vardı. Dizide, yıllar yıllar önce işlenen ama sırrı çözülemeyen suç dosyalarının, nam-ı diğer faili meçhullerin, tekrar ele alınması işlenirdi.
Bu kitap da benzer şekilde kayıtlara intihar olarak geçen ve fakat şaibeli bir ölüm olayını anlatıyor.

Bir adet acar ve tabii ki sıra dışı dedektifimiz, bir adet beyin fırtınasına ortak yardımcı karakterimiz ve bir adet de bu ikisinin olayları çözmekteki yeteneğine muhtaç, maruz kaldığı bürokratik baskı ile tatlı bir gerilim yaratan emniyet amirimiz mevcut. Bu yönden Feneryolu Cinayetleri, polisiyenin annesi/babası addedilen yazarların aşina olduğumuz tarzıyla karakter ve kurgusal yönden çok yakın.

Ama beni kitabı bir gecede okuyup bitirmeye asıl teşvik eden bu klasik tarzdan ziyade nostalji içeren anlatım oldu.
Bu kitap ile kendimi sadece adli bir olayın içinde buluvermedim. İlk satırlardan itibaren 12 Eylül sonrasının İstanbul'una adım attım. Yeşilçam'a uğradım, Türk Sinemasının şatafatlı günlerini gördüm. Kapak güzeli seçilmenin artistik istikbale etkisini öğrendim. Dönemin "kalburüstü" insanlarının sosyal hayatına şahitlik ettim, gündüz set akşam gazino sahnesi rutinine ayak uydurdum. İstanbul'un Anadolu yakasında şimdi pek rağbet gören yerleşim yerlerinden "dutluk" diye bahsedilmesini tahayyül edemeden okudum. Karakterlerin "Burası inşallah hep böyle kalır!" diyerek andığı semtlerin halihazırda ortasına saplanmış rezidansları tek tek anımsadım...

Eğer dönem romanı tadında bir polisiye okuyayım derseniz bu kitabı seve seve önerir ve hatta vesile ile Suphi Varım'ı da okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim. -Ümit-

Feneryolu Cinayetleri - Gencoy Sümer (3/5)

Karakterlerin kendi gözlemleri ve anlatımları ile kitabın ilerlemesi, gizemini koruması, sade ve akıcı bir dile sahip olması gibi iyi yanları varken; cinayet sayısının fazla ve gereksiz olması, birden fazla katil içermesi, dikkatli bir okuyucuysanız ipuçları ve çelişkili ifadelerden kolaylıkla tahminler yapılabilmesi gibi kötü yönleri de var. 

Klasik bir polisiyenin ötesine geçememiş maalesef. Kitabı okurken, 1960 ve 1980'lerde İstanbul'a tanık olmak ayrı bir güzel tabi. -Gülcan-

Feneryolu Cinayetleri - Gencoy Sümer (3/5)

Kitapta bol bol cinayet ve intihar var, ama bilin bakalım ne eksik? İntihar mektubu! 

Feneryolu Cinayetleri, tam anlamıyla klasik bir polisiye. Dedektif var, ona yardım eden arkadaşı var, intihar süsü verilmiş cinayet var, fem fatal bir kadın karakter var, hasta çocuk var, gizli aşk var. Tam bir polisiye tutkunuysanız, kitap sizi tatmin eder, ancak polisiyede daha farklı tatlar peşindeyseniz, bu kitap pek de size göre değil bence. 

Ben kitabın çok başlarında, katili tahmin etmiştim, ki ablam ve Ümit de tahmin etmiş, o yüzden bu benim süper yeteneğim olmasa gerek, ve katili tahmin ettikten sonra, kitabı okuma motivasyonum tamamen "acaba katili doğru tahmin etmiş miyim üzerine kuruluverdi. 

Bir de bir yerden sonra, bu kadar ölüme dur demek istedim. 

Kitap yine de sürükleyici, kolay okunan ve bir dönemi - bir bölgeyi çok güzel anlatan bir kitaptı. Bu yönlerinden de okurken keyif aldım. -Sevgican-


Mavi Liste: Dengler'in İlk Vakası - Wolfgang Schorlau (3/5)

Peşin peşin feryat: Bay Dengler karısıyla ilgili araştırma yapan adama yalan söylemenizi size hiç yakıştıramadım. Bu nebçim Almanlık?! Ayrıca okuduğum en geveze dedektifsiniz!

Peşin peşin itiraf: Bay Dengler n'oldu bir anda çarkı bir kadından ötekine çevirdiniz? Hırsımdan kendimi "Cosmopolitian Özel Sayısında bu ay: Erkeğinizi nasıl elinizde tutarsınız?" okurken buldum. 

Kitap bir siyasi polisiye. Bu kitapla "kim kimi nasıl öldürmüş"ün ötesinde kapsamı büyük ve detaylı bir "neden öldürmüş"ün peşine düşüyor, güç odakları ve aralarındaki hassas dengeler ile insan ve yaşamı, aklı, onuru, hakları karşı karşıya geldiğinde neler yaşanmış/yaşanabilir bunu görüyoruz. Tam bu noktada yazarın içeriği oluşturmada, işlemedeki titizliği devreye giriyor ve Schorlau bu titizliği kitaba kattığı her detayda gösteriyor bence. Hem de bunu sadece ekonomi, hukuk, tarih, siyaset, sosyoloji gibi alanlar yönünden de değil gastronomi, müzik, seyahat vb. işlediği, hikayeyi çeşnilendirdiği konularda da esirgemiyor. 

Kitabı okumaya başladıktan kısa bir süre sonra böyle ekranımın sağ üst tarafında "Hukuk Okudum Ben!" stickerı belirdi çünkü kitapta altını çizdiğim ve zaman zaman beni üzen, düşündüren hukuk bağlantılı bir çok bölüm vardı. Bir polisiye okurken meslek hastalığına tutulmuşcasına bu kadar çok cümle altı çizmek, çizebilmek beni etkiledi mi evet etkiledi.
(Yav tamam tamam biliyorum her polisiye zorunlu olarak hukukla bağlantılıdır.)  
 
Tüm bunlarla birlikte kitap bitince şunu farkettim ki Bil Ki Hayat Virane'yi okurken ana karakter Nusret Çakmak ile bir bağ kuramamış ama yazarı İlyas Barut yüzünden devam kitaplarını okumaya karar vermişim. Mavi Liste'de ise yazar Wolfgang Schorlau'dan etkilendiğimi düşünür iken aslında ana karakter Georg Dengler ile aramda ona hercai olduğu için bozulacak kadar bir bağ kurulmuş. Aaa böyle sinsi yazarlara bayılırım! Sana da bayıldım Bay Schorlau! <3  -Ümit-

Mavi Liste: Dengler'in İlk Vakası - Wolfgang Schorlau (4/5)

Yakın tarihte Almanya'da yaşanan ve arkasında sırlar bırakan üç olayı güzel bir kurguyla birleştirmiş Wolfgang. Bu da alışıldık polisiyelerin dışına çıkarmış kitabı. 

Güzel şaraplar, betimlemeler, biraz aşk, biraz müzik ve nefis yemek tarifleriyle de süslenmiş üstelik. En çok ilgimi çeken ise; kitapta bahsi geçen ancak uygulanamayan ekonomik model. Hayata geçirilse bugün Almanya ve ekonomisi kim bilir nerelerde olurdu? 

"If it wasn't for bad luck, I wouldn't have no luck at all". -Gülcan-

Mavi Liste: Dengler'in İlk Vakası - Wolfgang Schorlau (4/5)

Yaşasın Almanlık!

Alıştığımız polisiyelerin biraz dışında bir polisiye Mavi Liste. Tam bir devlet yapısına sahip Almanya'dan çıkan ilk polisiye eserlerden hatta. Polise güvenin tam olduğu bir yapıda, özel dedektife de, polisiye edebiyata da hiç ihtiyaç duymamış Almanlar. 

Eski bir polis olan Dengler'in dedektiflik maceralarına eşlik ediyoruz keyifle. Bir de insanın canı sürekli şarap istiyor kitabı okurken (Ben de şarap içmeye bahane arıyor olabilirim pek tabi). 

Kitap bana tutarlı geldi. Son derece güzeldi ve anlatım bütünlüğü ile akıp gidiyordu. Politik yanı da kitaba ilgimi iyice arttırdı. Serinin diğer kitaplarını da merak etmemi sağladı bu unsurlar. 

Bir de güzel haber vereyim, serinin diğer kitaplarını da çeviriyor İletişim Yayınları. Ben onları da alıp okuyacağım kesinlikle. -Sevgican- 

Yazıyı yazmakta biraz geciksek de, biz birlikte kitap okuma işinden son derece keyif aldık, ben de yıllardır özlemini duyduğum kitap kulübü tadını biraz olsun yakalamış oldum. Umarım, sizler de bu yazıdan keyif almışsınızdır. 

Ablama, bir de mektup arkadaşım Ümit'e çok teşekkür ediyorum. Benimle birlikte okudukları, yazdıkları için <3

Arayı çok açmama niyetindeyim bir de. Bir sonraki yazıya kadar, bol bol okuduğumuz günler diliyorum!

Hiç yorum yok