Son Dönem Okuduklarımız: Nermin Yıldırım ve Ufak Bir Sürpriz


5 kitap seçip, eş zamanlı okuyup, Sevgican’ın blog sayfasında birlikte yorum yapma fikri öncesinde, yani 9 Nisan sabahı işe geldim, Pazartesi iş yeri rutinlerinden sonra sosyal medya bildirimlerine baktım, birinin kardeşimin yeni yazısı olduğunu gördüm ve heyecanla yazıyı okudum. İçerisinde bir sürü ben vardı ama bunun yanı sıra son iki haftada ortak okuduğumuz kitaplar hakkında yorumlarını da içeriyordu yazı ve sanki yazdıklarını değil, iç sesimi okuyordum. Mesaj attım hemen; “Y’yi sevmene çok sevindim, aynı şeyleri düşünmüşüz”. 

Sonra blog sayfasında konuk yazar olma teklifi geldi kardeşimden ve bir iki çekincemin ardından aynı anda yazılan “aynı kitapları ikimiz eş zamanlı okuyup yorumlayabiliriz” fikri takip etti teklifi ve kalp kalp kalp. ‘Senin gibi güzel yazamam’larıma karşı kardeşimin ‘neden yazmayasın’ları galip geldi ve e-posta adresimde 28 tane kitabın linkini bulmam bir oldu. İçerisinden 8 kitaba indirgedim listeyi, ama 5 kitap 5 yorum demiştik ve birlikte yarım saat süren uzlaşma mesajlarıyla 5’e düşürdük sonunda kitap sayısını hatta bir Türk kadın yazar ekleyip listeye, yabancı bir yazarı da çıkarttık listeden ve buradayız şimdi; 5 tane eşzamanlı okunan kitapla, yorumlarımızla… Bakalım iki kardeş ne anlamış, ne hissetmiş, ne düşünmüş aynı şeyleri okurken?
-Gülcan-

Bazen neden yazıyorum diye düşünüyorum. Çoğunlukla bu sorunun cevabını hemen buluyorum. Unutmamak, dönüp bakmak, tekrar okumak için en çok, ama bir de okunmak için yazıyorum ben. Büyük kitlelere ulaşmak, pek çok kişi tarafından okunmak gibi bir hedefim yok da, spesifik kişilerin beni okuması ve yorum yapması çok hoşuma gidiyor. Gece yayımlıyorum blogda son yazımı, sonra sabah oluyor, heyecanla bekliyorum o istediğim insanlar okusunlar da yorum yapsınlar diye. O sıralarda ablamdan bir mesaj geliyor. Oh diyorum, sonunda. Okumuş yazıyı, yorum yapacak. Onun yerine, Ayfer Tunç’un kitabını soruyor okumayayım mı diye, Y’yi sevmişsin sen de diyor. İkircikte kalıyorum yazı yerine doğrudan kitaplardan bahsedince ablam. Yazıyı okudu mu, okumadı mı anlamıyorum, dayanamıyorum, ben soruyorum bu sefer. Yazımı sevdin mi? Okudun mu? diye. Okudum tabi görür görmez, o yüzden mesaj attım diyor. Çok seviniyorum. Aynı şeyleri sevmemize daha da çok seviniyorum. 

Keşke ben de yazsam diyince ablam, aklıma süper bir fikir geliyor. Konuk yazar olsa ya ablam bloguma. Sonra bu fikir, eş zamanlı olarak, ki zaten ablamla ne zaman bir konu üzerinde düşünsek, eş zamanlanırız biz, birlikte yazmaya evriliyor, kitaplar seçiliyor ve ben o andan itibaren çok heyecanlanıyorum. Ben ilkokuldayken, elimden tutup beni kütüphaneye götüren, harçlığıyla bana kitap alan ablam, şimdi bloguma geliyor, birlikte aynı kitapları okuyup, yorumluyoruz. “İdeal dünyamda bir kitap kulübü var ve bu da o ideal dünyaya en çok yaklaştığım an” diye düşünüp, çok mutlu oluyorum. -Sevgican-


Aile Çay Bahçesi – Yekta Kopan (3/5) 

Kitapta sade bir dil, akıcı bir anlatım ve evet seni içine çeken tanıdık bir şeyler var ama bunlardan daha çok, hüzünlü ve acıklı olaylar içerisinde boğulurken buluyorsun kendini. Hep ölüm vardı; yanına her an birilerini alabilecek, hep karanlık; çırpındıkça daha içine gömüldüğün… Belki aynı kaygıları hiç paylaşmadık, aynı öfkeyi, aynı nefretleri Müzeyyenle, o yüzden ısınamadım pek ama iç sesi, sorgulamaları hep düşündürdü beni. Belirsizlikleri sevmesem de, kitabın sonunu okuyucuya bırakması rahatsız etmedi. Bir anda biten bir kitap oldu benim için, içimi burkan. -Gülcan-

Aile Çay Bahçesi – Yekta Kopan (3/5)

Daha önce hiç Yekta Kopan okumamıştım. Bu okuduğum ilk kitabı oldu. Yazarın dilinin yalın halini, tarzını, akıcılığını çok sevdim, ama yine bir sürü acı üstelik de bana göre çok da altı dolu olmayan bir sürü acı vardı kitapta. Sevmediğim kısmı bu oldu. Güzel pek az an vardı tüm kitap boyunca. Bu da bana gerçek hayattan uzak geldi. Karakterlerle bağ kurmamı engelledi. Sanırım bu kitap için, fazla mutlu bir insandım ben ve herhangi bir özdeşlik sağlamam mümkün olmadı. Yine de, kolay okunan ve akıcı bir romandı. -Sevgican-


Dokunmadan – Nermin Yıldırım (4/5)

“… sesimde konfetilerle.” ilk altını çizdiğim kelime öbeği buydu kitapta. Elimde kalemimle, altını çize çize, iç sesimde yer yer ‘konfetiler’, yer yer cam parçaları ile okudum Nermin Yıldırım’ın bu romanını. Daha baştan çok sevdim nedense. Benzemesek de Adaletle, çok yakın hissettim kendimi. Keşke o boş koltuğa Hızır gibi ben yetişip otursaydım, yol arkadaşı ben olsaydım ona dedim. Hiç bırakmasaydım onu… Yarım kalan hiçbir şey yoktu kitapta ama bitmeseydi keşke hiç kitap. Devam etseydi Adalet anlatmaya, yolculuklarına, dokunmaya. Kelimeler öğrenseydim daha, defterindeki 3. sayfa ölüm haberlerini hatırlasaydım rüzgarlarla ama bitti. Sonunda kalbimde biraz hüzün, bir az acı, biraz da tebessüm bırakarak bitti. -Gülcan-

Dokunmadan – Nermin Yıldırım (5/5)

Hiç Nermin Yıldırım okumadan önce, kitap zevkimiz epey benzer ve konuşmaktan çok keyif aldığım bir arkadaşım, “Nermin Yıldırım’ı sevdiğimi kendime kabul ettirmem zaman aldı” demişti. Bu kitabı okuduktan sonra, ne demek istediğini daha iyi anladım. Kendime bir süper güç seçebilecek olsam, yazmak isterdim çünkü. Hani böyle, ucu kitaplara, romanlara çıkan yazmaklar. O yüzden, Nermin Yıldırım’ı çok kıskandım kitabı okuduğum süre boyunca. Dokunmadan, tutarlı, derli toplu, içine çeken ve dili harika bir romandı. Kitapta geçen şehirlerin gerçekte hangileri olduğunu tahmin etme oyunu oynaya oynaya, çok heyecanlı bir macerayı soluksuzca takip eder gibi, elimden hiç bırakmak istemeden, nasıl bittiğini anlamadan okudum. Toplumsal olaylara yaptığı göndermeleri, muhalif yanını da pek sevdim kitabın. Son dönem okuduğum en güzel kitaplardandı. -Sevgican-


Naif. Süper – Erlend Loe (3/5)

Yüksek lisans yaparken, hayatın anlamını ve tercihlerini sorgulamaya başlayan, bu sorgulamayı başka bir kente yolculuk ve geri dönüş ile noktalayan, çok yüksek hedefleri olmayan, liste yapmayı seven ve zamana takıntılı bir kahraman karşılıyor sizi kitapta. Benim de uzak bir yolculuğuma denk geldi okumam. O nedenle yolculuğun ve kenti, insanları, kültürünü gözlemlemenin benim üzerimde yarattığı değişimleri de gözlemledim. Ancak sanki kahramanımız geç kalmış sorgulamak için. Aynı şeyleri düşünür, hissederken üniversitenin ilk yıllarındaydım hafızam beni yanıltmıyorsa. Gerçi sade bir anlatımının olması, uzay, zaman ve evren hakkında bilgiler içermesi ve listeleri beni kitabın içine çekti ve bir çırpıda okuttu kendini. -Gülcan-

Naif. Süper – Erlend Loe (2/5)

Daha önce, yazarın Doppler isimli kitabını okumuş ve çok sevmiştim. O yüzden bu kitabı da heyecanla okumaya başladım. Kitap, üniversiteden mezun olduktan sonra, hayatını ve kendini sorgulayan, üstelik de bu sorgulamayı ilkokul seviyesinde yapan bir kahramanın hayatından bir kesiti anlatıyor. Normalde, hem Nordik edebiyatını, hem de içinde çok olay  barındırmayan, durağan ve hayattan bir kesiti anlatan romanları çok sevsem de, bu kitap bana yavan geldi. Zor okudum. Sade bir anlatımı var diyebilirim, ama o sadelik biraz basitliğe kaçıyordu. Bitsin istedim. Sayfaları çabuk çabuk çevirdim ne yazık ki. -Sevgican-


Olağanüstü Bir Gece – Stefan Zweig (3/5)

"Her defasında odada oturmuş camın dışındaki yağmuru seyreden biri gibi hissettim kendimi" gibi çok güzel cümleler içeriyor kitap. Yabancılaşma, kendini yeniden keşfetme ve uyanışı anlatıyor. Ancak çeviriden mi kaynaklı bilemiyorum çok uzun cümlelerin olması ve bazı kelime seçimleri okuma keyfimi azalttı. Ayrıca o gece yaşanandan çok mu şey -bir cinayet gibi- bekledim, bilmiyorum. Parça parça sevdim kitabı. Benzetmeleri, çözümlemeleri ve derinlemesine yapılan anlatımlar harika. Sonu da; "Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık". -Gülcan-

Olağanüstü Bir Gece – Stefan Zweig (4/5)

Burjuva bunalımı, aslında okumayı çok sevmediğim bir konu. İnsanların rahat hayatları içerisinde bir şeyleri hızlıca tüketmeleri sonrasında düştükleri boşluk bana fazlasıyla boş geliyor. Kendini aramak, kendini bulmak, kendini gerçekleştirmek, onların hayatında çok daha kolayken ve faydalı bir birey olmak için ellerinde çok daha fazla imkan varken yaratılan bu bohem havaya tanık olmak istemiyorum sanırım. Ancak, Zweig, tüm diğer kitaplarında olduğu gibi, bu kitapta da, roman kahramanıyla özdeşliği çok çabuk kurmanızı sağlıyor. Çok kısa sürede biten, bir çırpıda okunan ve çok kısa bir zaman diliminde geçen bu kitap, benim için çok yalın ve güzel bir edebiyat. Zweig okuduğum her zaman, kendimi, farklı konuları çok derinlemesine sorgularken buluyorum. Bu kitap da bana, insanın kendini, böyle kısa sürede, böyle sıradan bir gecede bulup, bulamayacağını sorgulattı. “Ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar”.
-Sevgican-


Eve Dönmenin Yolları – Alejandro Zambra (4/5)

Şili’nin siyasi geçmişine özel bir ilgim yoktu ama kitabı okumadan bir araştırma yaptım ve öyle başladım okumaya. Bu nedenle özel bir keyif aldım kitaptan. Yazarın, hassas duyguları ustalıkla ve tanımlamalarla boğmadan okura aktarmasının da etkisi çok tabi. Kitap, önce ana karakterin çocukluğu ve o dönem çocuk gözüyle yaşananlara, sonra da ana karakterin büyüyüp romanı nasıl yazdığı ve çevresindeki insanlarla şekillenen ilişkileri üzerine odaklanıyor. 1979 doğumlu birisi olarak zor dönemlerde çocuk olmak, o dönemleri belli belirsiz hatırlamak, dışarıda ölüm gibi bir tehlike varken oyun oynamak, hepsi çok tanıdık. Apolitik bir ailenin çocuğu olmak dışında. Deniz gibi akıp gidiyor kitap, sonrasında sizi düşüncelerle dalmış, gökyüzüne bakarken bırakarak. Deniz demişken; “Ne zaman denize baksam boğulan mutlu bir insana dönüşüyorum”. -Gülcan-

Eve Dönmenin Yolları – Alejandro Zambra (4/5)

Şili’nin siyasi geçmişine ya da Latin edebiyatına özel bir ilgim yoktu ve kitabı okumadan bir araştırma da yapmadım. Yine de kitaptan ve kitabı okumaktan çok keyif aldım. Kitap, Şili’de 1985 yılında yaşanan bir deprem gecesinde başlıyor, bir çocuğun gözünden bakıyoruz kitaptaki dünyaya ve insan hikayenin içine kolayca giriyor. Bir yandan da, yazarın, romanı yazarken tuttuğu günlüğü okuyoruz. Edebi yönü çok kuvvetli bir kitaptı diyebilirim. Hızla, içinde kaybolarak, keyifle ve heyecanla okudum. Hem yazarın, hem çocukluğunun hikayesi hiç bitmesin istedim ve bende, kitabı okuduktan sonra, Şili’yi araştırma isteği uyandırdı. -Sevgican-

Buraya kadarmış. Kitaplar bitti ve evet, boşlukta gibiyim. Aslında önceden okumak için ayırdığım bir kitap -Feneryolu Cinayetleri- var yanımda ama birlikte aynı kitaba başlamak, aynı anda bitirmek kitabı, beğendi mi, yazdıklarımla ilgili ne düşünüyor, ne yazacak kitap hakkında diye merakla beklemek gibi haz ve heyecanlar da bitti. Tabi fotoğraf çekmek, blog yazısını yayınlamak ve geri dönüşleri beklemek de işin diğer heyecanlı yanı. Şimdi kardeşimden yapacağı küçük sürprizler ve önerilerle beni yeniden şaşırtmasını, yeni bir kıvılcım yaratmasını sabırsızlıkla bekliyorum ;) aa siz de mi? -Gülcan-

Bu kitaplardan sonra, yeni bir kitaba başladım dün -Mavi Liste-. Kitabı her elime aldığımda, “ablam acaba kaçıncı sayfada”, “acaba sevdi mi kitabı” gibi düşünceler aklımdan geçiyor, sonra kitabı yalnız okuduğumu hatırlıyorum ve bu benim için biraz buruk bir okuma. Her şeyi yalnız yapmayı seven ben, ablamla birlikte kitap okumayı çok sevdim, itiraf etmeliyim ki, her kitap sonunda önce ablam kitaplarla ilgili yazsın, ben ondan kopya çekeyim diye bekledim, onun yazdıklarını hep çok beğendim ve bazen de “ya bunu ben yazacaktım” diye hayıflandım. “Ablam sayesinde” diye başladığım cümlelerime yenilerini ekledim. Ablam sayesinde 5 kitaptan birinin aslında çok da güzel olmadığını, diğerini de aslında yok yere gömdüğümü fark ettim. Benim için, ufuk açıcı, güzel ve çok keyifli bir deneyimdi.
Sonra ablamın son paragrafı düştü mailime yazıyı yayımlamanın hemen arifesinde ve benden küçük sürprizler beklediğini okudum. Okur okumaz heyecanla mesaj attım ablama, okuduğumuz kitapları birine hediye edelim mi diye sordum, her zamanki gibi fikrimin daha iyi ve gelişmiş versiyonuyla bana geri döndü; “Okumadığımız kitaplardan hediye edip, birlikte okuyalım istersen.”

Ve şimdi, yazının sonunda, karşınızda bir teklifle duruyoruz ve bizimle birlikte kitap okuyup, okuduğu kitapları yorumlamak isteyen, polisiye sever bir okur arıyoruz. Bir sonraki yazının teması “3 kitap, 3 okur”, detaylarsa instagram hesaplarımızda-Sevgican-

Hiç yorum yok