Son Dönem Okuduklarım: Hakan Bıçakçı ve Diğerleri


Ait olmak ya da ait hissetmenin garip kavramlar olduğu üzerine konuştum ve düşündüm bu sabah. Annemin deri ceketini verdiğimden, çok sevdiğim bir çaydanlığı birine hediye etmekten, kendimi bir şehre ya da zaman dilimine ait hissetmek duygusunun bana garip gelmesinden bahsettim ve sonra da ekledim. İstanbul'da geçirdiğim 10 yılda, 9. ev bu oturduğum. 

Daha kısa bir şekilde ifade etmem gerekirse, yine taşındım. Çok kısa sürede yerleştiğim, Ömer'in yaşadığı yeri güzelleştirme hızı sayesinde kendimi evimde hissettiğim, çok güzel bir eve. Bundan bahsediyorum, çünkü bir süredir yazmıyor olmamın birkaç sebebinden ilki buydu. 

İkincisi pek tabi biraz üşenmem. Aslında, Cluj hakkında yazacağım gidip de döndüğümden beri, ama fotoğrafları analog makineyle çektim, onları hala tab ettiremedim, haliyle fotoğrafsız yazı yazamadım. Erteledikçe erteledim. 

Ama ilk iki sebepten daha da önemli bir sebebim oldu. Mart ayında Hakan Bıçakçı'nın "Kurmaca Yazarlık Atölyesi"ne başladım. Bir aydır her perşembe akşamı, bir sürü kavram ve yazmak üzerine 2 saat öğrenip, konuşup, sonra da yazmaktan çok yazmak üzerine düşündüğüm zamanlara geçiş yaptım ve bu da yazmama güzel bir engel oldu. Atölye hala, çok keyif aldığım bir şekilde devam ediyor olsa da, bu sırada okuduklarım da birikti ve yine bir son dönem okuduklarımla karşınızdayım ve başlıyorum: