Son Dönem Okuduklarım: Sevmediklerim ve Bir Takım Türk Yazarlar


Sizce de yılın en uzun ayı Ocak değil mi? Koştur koştur geçen bir yılın ardından, Ocak ayları bana hep, 3 ay uzunluğunda gelmiştir. Bir sakinlik, dinginlik, yavaş geçen zaman, soğuk hava ve uzun gecelerle, Ocak ayının son 10 gününde, ayın bitmesi için fazlasıyla sabırsızlanmaya başlıyor ve her seferinde, Ocak psikolojik olarak çok uzun geliyor diye Şubat bu kadar kısa herhalde diye düşünüyorum kendi kendime. 

Sonunda Ocak ayı bitti, ben de bu zor biten ayın 2. kısmında, ayın ruhuna çok yakışır bir biçimde, bir kısmını çok zor bitirdiğim kitaplar okudum ve 15 Ocak - 3 Şubat arasındaki 20 günde okuduğum 7 kitabı yazmak için blogun başına oturdum. 

Yeni yıla dair en sevdiğim iki şeyden ilki, istediğim kadar çok kitap okumak, ikincisi ise bloga istediğim sıklıkta yazı yazmak konusundaki istikrarım. Bu vesileyle, yazdıklarımı okuyan, beğenen, bu beğenisini bana bir şekilde ifade eden herkese çok teşekkür ederim. Yazılarımı okuması için baskı yaptığım birkaç kişiye daha da çok :) 

Teşekkür ve kendimi istikrarlı bir insan olmak konusunda övmek kısımlarını başarıyla bitirdiğime göre, neler okuduğumu yazmaya başlayabilirim artık diye düşünüyorum. 



1- Sıcak Kafa - Afşin Kum (3/5)


Afili Filintalar, büyük bir kısmını çok fazla sevdiğim, küçük bir kısmına ise pek katlanamadığım yazarların, epey uzun süredir takip ettiğim blogu. Afşin Kum da, bu blogdan tanıdığım ve çok sevdiğim bir yazar idi. Sıcak Kafa, Afşin Kum'un ilk bilimkurgu romanı. Hem yazarın kendisi, hem de bir Türk yazarın bilimkurgu bir roman yazması beni zaten çok heyecanlandırıyordu. Kitaba da, aynı heyecanla başladım. Kitap, çok kısaca, insanların birbirleriyle konuşması yoluyla bulaşan bir virüsün tüm dünyaya yayılmasından ve kahramanımızın başına gelenlerden oluşuyor. En başından şunu söyleyeyim, çok güzel bir kitap. Konusu orijinal ve ilgi çekici, dili çok keyifli. Bir oturuşta rahatlıkla bitirilebilir kolayca. Sadece, kitabın potansiyelinin, sonuna taşınamadığını düşündüm ben bitince. Kitabı bitirdiğimde, çok keyif almış olmakla birlikte, bazı konular benim için havada kalmıştı. Yine de, ben Türk yazarların böyle güzel kitaplar yazmasını çok seviyorum ve Afşin Kum'u da, yeni kitabının çıkmasını heyecanla bekleyeceğim yazarlar arasına aldım. 

2- Ayrılık Vakti - Jodi Picoult (4/5)


Jodi Picoult, ne yazarsa, hiç düşünmeden okuyacağım yazarlar arasında yer alıyor. Hikayelerini, onları anlatış biçimini, karakterleri derinleştirme şeklini, okuyucunun empati gücünü kuvvetlendirişini çok seviyorum. Ayrılık Vakti, filler üzerinde gözlem ve araştırmalar yapan annesini arayan, 13 yaşındaki bir kızın hikayesini anlatıyor. 450 sayfa olan bu romanı ben, 2 günde bitiriverdim, hiç bitmesin isteyerek. Öyle akıcı. Konusu, filler hakkında verdiği bilgiler ve hiç beklemediğim sonuyla birlikte, çok ama çok güzel bir kitaptı. 

3- Mutlak Mutluluk Bakanlığı - Arundhati Roy (2/5)


Hindistan, bu sene içerisinde görmeyi en çok istediğim ülke. O nedenle de, gitmeden önce, o ülke edebiyatından kitaplar okumak istiyordum. Bu kitabı seçmemin ilk sebebi buydu. İkinci sebebi ise, yıllar önce, yazarın bir başka kitabı Küçük Şeylerin Tanrısı'nı okumuş ve çok beğenmiştim. Bu iki nedeni birleştirip, kitabı listemde önlere aldım ve okumaya başladım. Kitap, Hindistan'da çift cinsiyetli olarak doğan Afitab'ın çevresinde dolaşan hikayelerden oluşuyor. Çok da güzel başlıyor aslında. Öyle ki, ilk 70 sayfayı soluksuz ve ilgiyle okudum, ancak sonra, kitap birden bire benim çok zor okuyabildiğim bir hal aldı. Bu nedenle, tam 10 gün boyunca, süründürdüm durdum kitabı. Ne konu ilgimi çekti, ne de kitapta yarım yamalak, üstünkörü anlatılan hikayeler. Benim için, Ocak ayının en zor iki kitabından ilkiydi o yüzden. 

4- Malina - Ingeborg Bachmann (2/5)


Ben, sağlıklı zihinleri seviyorum. Her insanın hayatı boyunca, bir sürü zorlukla karşılaştığını elbet biliyorum, insanların bir kısmı ise, benim belki de hiç yaşamadığım kadar büyük aşklar yaşıyor olabilirler. Büyük aile dramalarının da farkındayım. Ama genel olarak, ben sağlıklı zihinleri seviyorum. Yaşadığı zorlukların üstesinden gelen, geçmişte karşılaştığı olayları kendine bagaj edinmeyen, aşkı da ayrılığı da dozunda yaşayan ve yoluna devam eden güçlü insanları. Bu sebeptendir ki, melankoli, drama, abartılı duygular, yıllarca aynı insana saplanıp kalma gibi duyguları pek anlayamam. Güçlü, mantıklı ve dengeli olmaya çalışırım hep. Sylvia Plath'e, Tezer Özlü'ye katlanamayışımın temelinde bu duygularım yatar. Ingeborg Bachmann'a da aynı sebeple katlanamadım. Milena, bence deli bir kadının (ötesi değil, sadece deli) iki adamla hikayesini anlatıyor ve benim son birkaç yılda en zor okuduğum kitaptı. Öyle ki, kitabı okuduğum süre boyunca gıcık, öfkeli bir insana dönüştüm, hızlı hızlı, atlayarak okudum, kendime eziyet ettim. Ne kitaptan etkilendim, ne de "mutlak aşk" budur diyebildim. Bana sadece zorlama geldi. Üstelik, Ahmet Cemal'in çevirisini de oldukça zorlama buldum. 

5- Üçlü, Duygusal Bir Laboratuvar - Briant, Cretinon, Stoesse (4/5)


Kendime bir yayınevi seçecek ve sadece o yayınevinin kitaplarını okuyacak olsam, hiç düşünmeden Ayrıntı Yayınları'nı seçerdim. Hem inceleme hem edebiyat kitapları, yazarlar, çeviriler, kitap kapaklarının sadeliği ve fiyat politikası ile hep gönlümü fethetmiştir. Üstelik, dönem dönem yaptıkları indirimlerle, çok güzel kitaplar alabiliyor insan. Üçlü de, bu indirimlerden birinde aldığım ve nedense okumayı atladığım bir kitaptı (açgözlülük yapıp, indirimden 45 tane kitap aldığım için olabilir tabi). Kitap bir otobiyografi. Konusu gerçekten çok ilgi çekici ve sorgulayıcı. Güzel sanatlarda okurken tanışan ve sevgili olan heykeltraş bir adamla, ressam bir kadının, birlikte yaşamaya başladıktan sonra, başka bir ilişki çeşidinin mümkün olduğunu düşünmesini ve bunun sonrasında, ressam bir başka kadınla tanışıp, üçünün birlikte yaşamaya başlaması sürecini anlatıyor her 3'ünün ağzından. Son derece akıcı, insana ilişkilere bakış açısını sorgulatan bir kitap. Ben çok keyifle, bir sürü düşünce ve sorgulama eşliğinde okudum. Fransızlık ne değişik kafa!

6- Kirli, Paslı, Bozuk - Alican Ökmen (3/5)


Yeraltı edebiyatıyla, benim dönemimdeki pek çok insan gibi, 1990'ların sonunda, henüz 15 yaşımda değilken okuduğum Eroin Güncesi ile tanıştım diyebilirim. Yine aynı dönemde, Christiane F.'in Eroin isimli kitabını okumuş, alt üst olmuştum. O dönemden beri, yeraltı edebiyatını, beni çok rahatsız etse dahi, çok sever, okuyabildiğim kadarını okumaya çalışırım. Kirli, Paslı, Bozuk da, bir yeraltı edebiyatı örneği. Üstelik, yazarı Alican Ökmen, benden 2 yaş küçük. Bu detayı, tabi ki de kendisini kıskandığım için veriyorum. Kitap, yazarın ilk romanı ve bir ilk roman için oldukça başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Oldukça akıcı, hızla okunan bir kitap. Hamile karısı, polis tarafından dövülerek öldürülen bir adamın intikamını, olayın çevresindeki karakterlerin ağzından anlatan, kendini merakla okutan bir roman. Bana göre, içinde bir tane bile iyi karakter barındırmıyor. Öyle ki, okurken, kitaptaki herkesin ölmesini istedim. Hiçbir karaktere üzülmedim. Olması gerektiği kadar rahatsız edici ve güzel bir kitaptı. 

7- Kördüğüm - Ayşe Kulin (3/5)


Ayşe Kulin'in, çok ilgimi çeken bir yazar olduğunu söyleyemem. Yine de, dilini, akıcılığını ve hikaye anlatış şeklini seviyorum. Kitabı da açıkçası, idefix'te o dönem fiyatı çok uygun olduğu için almıştım. Kitap aslında, yazarın Kanadı Kırık Kuşlar isimli romanının devamı niteliğinde bir kitapmış. Ben bu bilgiye, Kördüğüm'ü bitirdikten sonra haiz oldum. Sanırım ilk o kitap okunursa, daha çok keyif alınabilir. Ben, her şeyi tersten yapmayı çok sevdiğim gibi, bu durumda da, Kanadı Kırık Kuşlar'ı Kördüğüm'den sonra okuyacağım. Kitap, gazeteci bir adama aşık olan, tıp öğrencisi bir kadının geçirdiği kaza sonrası hafızasını kaybetmesi ve sonra her şeyi tekrar hatırlaması ile ilgili diyebilirim. Oldukça akıcı bir roman, ancak bana, içi çok dolu gelmedi. Keyifle ve ne olacağını bekleyerek okudum, bir şeyler de oldu elbet, ancak bana biraz yüzeysel geldi ve sevmekle sevmemek arasında kaldım. 

Benim son 20 günde, bir kısmını okumakta biraz zorlansam da, okuduklarım bunlardı. Elimde okuyacak yeni pek az kitabım, idefix'ten beklediğim 3 ayrı kargom (biri 25 gündür gelemedi) var. Okuyacaklarım için de, yine fazlasıyla heyecanlıyım. 

Bir kere daha, hep okuduğumuz, okumaktan çok keyif aldığımız günler dilerim!

2 yorum

  1. Harika! Bu kitaplardan 3 tanesini son 4 ayda okumamız tesadüf mü bilemiyorum. Ben senin kadar hızlı değilim maalesef okuma konusunda.

    İnan benim sıralamam da seninki ile çok benzer.Bu yüzden daha çok kitap yazısı lütfen :)

    Sıcak Kafa (4/5): Yazarı malum olduğundan edebi ve mizahi anlamda romandan beklentim zaten yüksekti ama bir de sevgi, umut gibi kavramlar üzerine düşünme egzersizleri olunca, hakikaten çok güzel tat bırakan bir roman tecrübesi yaşattı.

    Post apokaliptik türe her daim pozitif ayrımcılık yapmamdan bağımsız olarak çok beğendim. bilimkurgunun zayıf karnı olan cevaplanması atlanmış sorular ve tutarsızlıklara da rastlamadım bu romanda. bitireli günler olduğu halde aklımda dolaşıp duruyor

    Kirli paslı bozuk (3/5): dört gün önce bitirdiğim, bir çırpıda okunan kitaplardan.henüz 20'li yaşlarında olanyazarı tebrik etmek lazım açığı gediği olmayan derli toplu bir anlatım ama bence bizi yerin altına çok fazla sokmuyor kitap.

    Mutlak Mutluluk Bakanlığı (1/5) : Her ne kadar kitabın kapağını cok begensem de bir türlü bitmek bilmedi bu kitap. İlk 50 sayfada cok heyecanlı başladı. Ancak sonralarında sürekli bi hindistanı anlatma, olay örgüsünde sürekliliği yitirme, yeni insanların katılması ve baş kahramanla saçma sapan yollarının kesişmesi, başlarda gelişen olayların tamamen farklı bir yöne gitmesi gibi şeyler derken bir baktım ki kitabı elime aldığımda bir önceki olayı unutmuşum ve bi isteksizlik başlamış, aklımda heyecan uyandıracak ya da beni cekecek birşey oluşmamış.
    evet yazar çok iyi ama sanırım kurgu beni çekmedi ve çok zor bitirdim bu kitabı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba :)

      Öncelikle bu harika yorum için çok teşekkür ederim! Her 20 günde bir kitap yazılarına devam edeceğim.

      Kirli, paslı, bozuk'un bizi yerin altına çok sokmadığı konusuna kesinlikle katılıyorum. Hatta tüm diğer değerlendirmelerine de <3

      Sil