Son Dönem Okuduklarım: Burcu Arman ve Diğer Sevdiklerim


Şubat ayının, biz ay sonunu getiremeyen beyaz yakalıların hiç olmazsa bir ay mutlu olsun diye bu kadar kısa sürdüğünü düşünüp mutlu hisseden tek ben olamam değil mi?

Bitmek bilmeyen bir Nuri Bilge Ceylan filmine benzeyen Ocak ayından sonra, bünyeme ilaç gibi gelen Şubat ayı bitti ve ben yine bir "Son Dönem Okuduklarım" yazısı ile karşınızdayım. 2 Şubat - 22 Şubat arasındaki 20 günde, Şubat'ın kısalığından hiç etkilenmeden, 9 kitap okudum. Pek çoğu çok güzeldi ve çok keyifliydi, okurken de, şimdi yazıyı yazarken de mutluyum bu sebeple.

Hazırsanız başlıyorum!

1- Kalpsiz Amanda - Jurek Becker (4/5)


Ayrıntı Yayınları'ndan topluca aldığım kitaplardan biri olan bu kitabı nedense okumamışım. İdefix kargosu beklerken heba olan kitapsız günlerimde, ilaç gibi geldi diyebilirim. Ayrıntı Yayınları, beni yine şaşırtmadı <3

Kitap 3 bölümden oluşuyor ve bir erkek kitabı. Bence böyle bir kategori var. Kadın - erkek ilişkilerine tamamen erkek bakış açısıyla yaklaşan kitaplar. Onların güzel bir örneği diyebilirim. Kitabın her bölümünde, kahramanımız Amanda'nın ilişki yaşadığı erkeklerden birinin ağzından Amanda'yı dinliyoruz.

Erkek bakış açısını görmek, erkeklerin bir kısmının nasıl da ahmak olduğunu fark etmek, yer yer sinirlenmek ve yer yer cok gülmek için oldukça güzel bir yöntemdi bu kitabı okumak benim için. Genellikle minibüs ve metrobüste kitap okuyorum ve muhtemelen bu kitabı okurken beni gören insanlar, kendi kendime gülüp durduğum için deli olduğumu sanmışlardır.

Ayrıca, kitap, duvar yıkılmadan önceki Berlin'de geçiyor. O dönemi, duvarın kalın ve heybetli varlığını görmek ve hissetmek açısından da, oldukça keyifliydi.

2- Koşarken Belli Olmaz - Burcu Arman (4/5)



Hem Instagram'ın, hem de yazmaya başladığımdan bugüne blogun çok sevdiğim bir yönü var. Harika insanlarla tanışmak! Instagram'da en sevdiğim tanışma şekli ise, tanımadığım bir insanın, fotoğraflarımı beğenmesiyle keşfettiğim harika galeriler. İşte bu galerilerden birinin sahibi dünyalar güzeli bir kadınla tanıştım Instagram'da, sonra benden, kitap zevklerimiz benzer olduğu için goodreads hesabımı istedi, oradan da arkadaş olduk.


İçimdeki stalker, sosyal mecra ayırt etmediği için, goodreads'ta arkadaş olur olmaz, neler okumuş son dönemde diye hemen stalkladım ve Burcu Arman'la tanışmam da bu vesile ile oldu. Daha önce yazarı da kitabı da hiç duymamışken, bir gün sonrasında kitabın yolunu gözlüyordum.

Öncelikle söylemem gerekir ki, kitap, yazarın ilk kitabı ve bir ilk kitap için gerçekten de çok güzel. Ayrıca kitabın olay örgüsü çok iyi kurgulanmış. Karakterler ayarında ve kitap da oldukça akıcı. Çok keyifle ve heyecanla okudum.

Kitap için, polisiye diyebilirim. Aynı zamanda eşi ortadan kaybolan ve komşusu ölen gazeteci bir kadının maceralarını anlatıyor. Kitabı okuduğum süre içerisinde, kafamda soru işaretine yol açan her konu mantıklı bir şekilde sonlandı ve havada kalan hiçbir şey olmadı.

Kısacası çok sevdiğim, keyifle okuduğum bir kitap oldu ve yazarı radarıma aldım. Hemen tekrar yazsa da okusak!

3- Simon Homo Sapiens'e Karşı - Becky Albertalli (4/5)



Kendime okuma listeleri oluştururken, filmi çekilecek kitaplara da göz atıyorum. Bu kitap da, o kategoriden listeme dahil oldu. İyi ki de olmuş diyebilirim ve filmi de dört gözle bekliyorum şimdiden.


Kitap, lisede okuyan ve cinsel kimliğini keşfeden Simon adlı bir karakterin kendini keşfetme sürecindeki okul ve aile hayatını anlatıyor. Çok eğlenceli, insanın içini sıcacık eden, epey tatlı bir kitaptı. Aslında ben, yaşlandığımı düşündüğüm için olsa gerek, lisede geçen hikayeleri okumayı genel olarak sevmesem de, bu kitap benim için bir istisna oldu diyebilirim.

Bir de, kitabı okuyup da bitirince, keşke dedim. Bizim ülkemizde de insanlar, özellikle de gençler kendilerini bu kadar kolay ve özgürce ifade edebilse.

4- Bayan Ming'in Hiç Olmayan On Çocuğu - E. Emmanuel Schmitt (2/5)



Liste oluştururken pek çok kriterim var. Takip ettiğim yazarlar, filmi çıkacak kitaplar, arkadaş tavsiyeleri, goodreads'ta yüksek puan alanlar, çok sevdiğim yayınevleri gibi. Bir diğer kriterimse, fazlasıyla yüzeysel aslında. Kitap kapakları! Bazen, bir kitabın sadece kapağına bayılıp, o kitabı alıp, okumak istiyorum. Sanırım pazarlama ve tasarım dediğimiz şey de, tam burada devreye giriyor.


Bu kitap da, kapağına bayıldığım kitaplar kontenjanından listeme girmişti. Zaten incecik bir kitaptı, ne kadar kötü olabilirdi ki? Şunu söyleyeyim, kısacık olsa da, çok zor okudum. Okurken aklımda hep aynı iki düşünce vardı. Birincisi, kitabın hiçbir şey anlatmadığı, ikincisi de bu kitabı neden okuduğum. Bunları düşünerek bitiriverdim kitabı.

Kitap, iş için Çin'e giden bir adamla, Çin'de tuvalet görevlisi olan bir kadını anlatıyor. Kadının yani Bayan Ming'in, tahmin edeceğiniz üzere, 10 tane hayali çocuğu var. Hayali, çünkü Çin'de nüfus planlaması sebebiyle, 1'den fazla çocuk doğurmak yasak. Aslında böyle anlatınca, ilgi çekici gibi geliyor biliyorum, ama değil. Sıradan, sıkıcı, yüzeysel bir kitap bence.

Kitap beni ne etkiledi, ne de bir şey düşünmeme sebep oldu. Oldukça keyifsizdi.

5- Sırça Fanus - Sylvia Plath (2/5)



Bir önceki "Son Dönem Okuduklarım" yazımda, Sylvia Plath'in şiirlerini sevmediğimden bahsetmiştim. Sonrasında bir mail aldım. Maili atan kişi, Sylvia Plath'e haksızlık ettiğimi, aynı zamanda kendisinin çok iyi bir romancı olduğunu söyledi ve bana bu kitabı önerdi. Utanarak söylemeliyim ki, Sylvia Plath'in bu romanından bihaberdim. Tavsiye üzerine kitabı edindim ve ilgiyle, önyargısız okumaya başladım.


Ne yazık ki, Sylvia Plath'in romanını da hiç ama hiç sevemedim. Kitap, yazar olmak isteyen bir genç kızın, kısa bir süreliğine gittiği New York'taki ve yaşadığı şehirdeki maceralarını anlatıyor. Hayatımda tanık olduğum en içi boş depresyonu, resmen acı çekerek okudum. Durduk yere, hiçbir sebep yokken depresyona giren ve akıl hastanelerine düşen bir kızdan bahsediyorum. Birden bire.

Kitabı okuduktan sonra, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, hem roman karakteri, hem de Sylvia Plath'in kendisi, şımarık kadınlar.

6- 6.27 Treni - Jean Paul Didierlaurent (2/5)



Yazarın ilk romanı olan bu kitap, dünya çapında kabul gören, 29 dile çevrilmiş bir kitap olduğu için, kendisinden oldukça umutluydum ve kitaba heyecanla başladım.


Kitap, bir geri dönüşüm fabrikasında çalışan 36 yaşında bir kahramana sahip. Kitabı okurken öyle sıkıldım, kitabı öyle çok sevmedim ki, daha fazla kitaptan bahsetmek bile içimden gelmiyor. Bitsin diye sayfalarını hızla çevirdim ve son derece keyifsiz buldum diyebilirim sadece.

7- Tek Tekme - Chelsea Cain (4/5)



Chuck Palahniuk'un övgüyle bahsetmesi sonrası haberdar olduğum bu kitap, 6 yaşındayken kaçırılan ve yıllarca çocuk pornosu gibi iğrenç bir şeyin parçası olmak zorunda bırakılan, Kick Lannigan adında son derece karizmatik bir kadın karakter hakkında.


Kurtarıldıktan sonra, kendini fiziksel ve psikolojik olarak epey geliştiren Kick, 21 yaşında, kaçırılan çocukları kurtarmak için yola çıkmaya karar  veriyor. Kaçırılan 2 çocuğun izlerini sürerken, bir yandan da kendi geçmişiyle yüzleşiyor.

Kitap, son derece akıcı ve güzel bir polisiye idi. Başta Kick olmak üzere, tüm karakterleri çok sevdim. Karakterler ve olay örgüsü hem ilgi çekici, hem de tutarlıydı. Konunun işleniş biçimi ise gerçekten çok güzeldi.

8- Felaketzedeler Evi - Guillermo Rosales (5/5)



Küba'da çok tanınmayan ve değeri bilinmeyen dahi bir yazar Guillermo Rosales. Amerika'ya sürgün edilmiş, kısa ömrünün büyük bir kısmında şizofreniden muzdarip olmuş ve 47 yaşında intihar etmiş. Değeri de ancak, intiharından sonra anlaşılmış.


Kitap, yine Küba'dan Amerika'ya sürgün edilen ve Amerika'da, psikolojik rahatsızları nedeniyle halası tarafından genelde göçmenlerin kaldığı bir bakımevine yerleştirilen bir adamın hikayesini anlatıyor.

"Dışarıdan bakımevi diyorlardı oraya, ama mezarım olacağını biliyordum ben" diyor kitabın baş karakteri bu bakımevi için.

Başından sonuna, karnımda kasılmalarla okuduğum, çok gerçek, çok rahatsız edici bir romandı Felaketzedeler Evi. Tüm yalınlığıyla ağzıma sıçtı.

Ve kesinlikle, son dönem okuduğum en güzel kitaptı.

9- Dişlerimin Hikayesi - Valeria Luiselli (3/5)



Meksika'da yaşayan, müzayedeci ve son derece çirkin dişli bir adamın hikayesini anlatıyor kitap. Sonra, bir müzayededen Marilyn Monroe'nun dişlerini alıp, kendine taktırıyor ve güzel dişlere sahip oluyor gerçi.


Kitap için en uygun kelimenin "değişik" olduğunu düşünüyorum. Çevremdeki pek çok insanın çok beğendiği bu kitabı okurken ben bir miktar sıkıldım ve konu bana çok da ilgi çekici gelmedi.

Kitabın yazılış biçimi farklı ve güzeldi. 5 üzerinden 3'ü de en çok bu yüzden verdim. Bir de kahramanın, her akrabasından bahsederken, akrabaların kişilik özelliklerine uygun bir şekilde, isimlerine, o kişilik özelliklerine uygun bir yazarın soyadını eklemesi sebebiyle.

Benim son 20 günde okuduklarım bunlardı. Başta da belirttiğim gibi, pek çoğu keyifli ve güzel kitaplardı. Önümüzdeki 20 gün için planlarım arasında Hakan Bıçakçı okumak, romanlardan biraz uzaklaşıp kurmaca yazarlık üzerine biraz okuma yapmak, Aeden'e bir şans vermek ve Ayfer Tunç'un yeni romanına başlamak var.

Eğer sizler de, son dönemde okuduğunuz güzel kitaplardan bahseder ve bana öneride bulunursanız tadından yetmez ayrıca. Zira 2018 başından bu yana, 22. kitabımı okumaktayım şu an ve listem bir miktar suyunu çekti.

Hep okuduğumuz, okumaktan çok keyif aldığımız günler dilerim!

1 yorum

  1. Merhaba canımm burcu armanın kitabını çok merak ettim ve seni bu kitapla tanıştıran instagram hesabını.

    YanıtlaSil