Son Dönem Okuduklarım: Zweig ve Diğerleri


3 Ocak 1990'da, her gün izlediğim Susam Sokağı sayesinde okumayı öğrendiğim zamandan bu yana, ilk okuduğum satırlar "1989-1990 Yıllık Plan Defteri" idi ve annem şok olmuş ve biraz da sinirlenmişti, 28 yıldır en istikrarlı olarak yaptığım şey kitap okumak. Kendimi en çok bulduğum, kaybettiğim, dinlediğim ve dertlerimden uzaklaştığım anlarımın toplamı, okuduğum sayfa sayısına çok yakındır diye düşünüyorum.

Konu ve yazar kısıtlaması pek yapmadan, öykü kitaplarından uzak durarak ve çoğunlukla roman okuyarak geçiyor zamanlarım. Çok sevdiğim ve takip ettiğim yazarlar ve yayınevleri var, onun dışında, takip ettiğim ve tavsiyelerini sevdiğim insanlar mevcut. Genelde okuduklarımı da, bu çerçevede şekillendiriyorum.



Her sene kendime koyduğum hedefler var. 2016'nın sonunda, daha az tüketmeyi ve sadeleşmeyi hedeflemiştim. Bu hedef kapsamında, yine 2016'nın sonunda Ömer'in bana bir e-book reader alması ve onunla da kitap okumayı çok sevmemle birlikte, geçen seneyi, çok merakla beklediğim birkaç kitap dışında, hiç basılı kitap almayarak geçirdim diyebilirim.

Bu sene de, yine az tüketmeye devam etmek ve kitap fiyatları bu hızla arttıkça buna tepki göstermek adına, çok kitap almayı düşünmüyorum, ama her senenin sonundaki sanal kitap fuarlarından, yıl boyunca yaptığım listemdeki kitapların çoğunu alıp yeni seneye öyle başlıyorum ve bu sene de öyle yaptım. Üstüne bir de, garanti bankası ve enparanın kampanyalarını birleştirip, toplam 240 lira tutan kitapları adeta bir donanımhaber ölücüsü gibi 125 liraya almanın haklı gururunu hala üzerimde taşıyorum.

Listemi yaparken, daha önce okuduğum ve sevdiğim yazarların, okumadığım kitaplarını mutlaka listeye dahil ediyorum. Bu sene benim için, Stefan Zweig ve Vladimir Nabakov bu yazarların başında geliyordu. Onun dışında, geçen sene, sevdiğim yazarların sevdiği kitapları not almıştım, onlardan bir kısmını listeye dahil ettim ve yıl içinde gözüme çarpan, okumak istediğim kitapları da listeye eklemiştim.

Bir de listede, Pucca'nın son kitabı vardı. Bu benim için aslında, kimse görmezken yapılan utanç dolu kaçamaklardan biri, ama kendime ve günlük olarak gördüğüm bu bloga karşı dürüst olmak adına, onu da okuduğum için, onu da yazmaya karar verdim.

Kitapların elime ulaştığı 24 Aralık tarihinden, 13 Ocak'a kadar olan 20 günde, aldığım kitapların 9'unu bitirdim. Bunun birkaç sebebi var aslında. Onlardan ilki, her gün sabah ve akşam, 1 saatimi yolda geçiriyor olmam ve yolda kitap okuyunca, zamanın nasıl geçtiğinin farkına hiç varmamam.

İkincisi, iş değiştirirken, şirketin bana verdiği Iphone 7 plus'ı şirkete iade etmem ve telefonların çok pahalı olduğunu düşündüğüm ve her şeyi uçak bileti olarak hesapladığım ve bir telefon alacağım fiyata birkaç çok güzel seyahate çıkabileceğimi bildiğim için, yadigar Iphone 5s'imle yola devam etmem. Anladım ki, insanın telefonu güncel teknolojinin ne kadar gerisindeyse, insan kafasını o kadar çok kaldırıyor telefondan ve bu gerçekten çok keyif aldığım bir durum haline geldi.

Üçüncü sebebim, şirkette kitaplığın, koltukların ve hamakların olduğu sessiz bir alan olması ve her gün öğlen yemek yedikten sonra, yarım saat orada, hamakta kitap okumaya başlamam. Günün ortasında, işten ve hayattan kopup, plaza manzaralı bir hamakta kitap okumak kadar dinlendirici pek az şey vardır diye düşünüyorum.

Bugün, okuduğum 9 kitaptan bahsedeceğim, çünkü pek çoğunu gerçekten de çok keyifle ve genel olarak hiç bitmesin isteyerek okudum. Her kitapla ilgili, spoiler olmayan açıklamalarım ve kitaplara genel olarak verdiğim puanlar şeklinde ilerledim. Umarım, benim okuduklarım, burayı okuyan birileri için de ilham kaynağı olur.

1: Laura'nın Aslı - Vladimir Nabakov (4/5)


Geçen sene Nabakov'un Karanlıkta Kahkaha'sını okumuş ve gerçekten büyülenmiştim. O yüzden, bu sene yazarın Türkçe'ye çevrilen tüm kitaplarını satın aldım ve yıl içerisinde hepsini okumayı hedefliyorum. Kitaplardan ilk okuduğum, Laura'nın Aslı idi. Laura'nın Aslı, yazarın ölmeden önce yazmaya devam ettiği ve bitiremeden öldüğü son kitabı. Nabakov, eğer kitabı tamamlamadan ölürse, kitabın taslaklarının yakılmasını istemiş, ancak Nabakov, Lolita'yı da yazdıktan da sonra 2 kez yakmaya kalkıştığı için, oğlu babasının bu isteğini çok ciddiye almamış ve bir süre sonra kitabı basmaya karar vermiş.

Kitabın her sayfasında, yazarın orjinal el yazıları ve o sayfanın Türkçe çevirisi mevcut. Eğer ilk kez Nabakov okuyacaksanız, bu kitaptan başlamanızı pek önermemekle birlikte, eğer Nabakov'u seviyorsanız, bu kitabı kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Kendi adıma, tüm kitap boyunca, ölmekte olan bir yazarın, son hikayesini bana anlattığını hayal ettim ve bunu hissederek okudum. Bu benim için, bir bakıma fazlasıyla üzücü ve derinlikli bir deneyimdi diyebilirim, ama bir yandan da, yazarın el yazısı eşliğinde bu hikayeyi okumak gerçekten de çok keyifliydi.

2- Pireneler'deki Şato - Jostein Gaarder (4/5)



Jostein Gaarder, orta okulda Sofi'nin Dünyası'nı okuduğumdan bu yana, çok sevdiğim yazarlardan biri. Özellikle yazarın, İskambil Kağıtlarının Esrarı kitabı, hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biridir. Yazarın, Türkçe'ye çevrilen diğer kitaplarını da okumuştum, ancak her nedense, bu kitap gözümden kaçmış. Bunu fark edip listeme eklemiştim ve iyi ki de öyle yapmışım.


Kitap, üniversite yıllarında 5 yıl sevgili olan ve aynı evde yaşayan bir kadın ve bir erkeğin, 30 yıl sonra, daha önce birlikte tatil yaptıkları bir otelde karşılaşmasıyla başlıyor. Bu karşılaşmadan sonra, ikili, mailleşmeye başlıyor ve kitap iki karakterin birbirine gönderdiği maillerden oluşuyor. Ben zaten, karşılıklı yazılan mektupları ya da yazıları okumayı çok seviyorum. O yüzden bu kitap benim için su gibi akıp gitti diyebilirim. Onun da ötesinde, yazarın her kitabında yaptığı gibi, bu kitapta da, ana hikayeyi çevreleyen bir felsefe ve sorgulama mevcut. Bu, kuzeyli yazarların kitaplarında genelde mevcut zaten. Adamların kafası çok rahat olduğu ve hayatlarındaki her şeyi gayet güzel bir şekilde yoluna koydukları için, hayat, evren ve her şey hakkında sorguluyor ve derinleşebiliyorlar.

Okurken aşkı, hayatı, evreni, bilimi, inanmayı ve doğa üstü olayları sorguladığım, hüzünlü bir sona sahip çok güzel bir kitaptı. Bir de ben, kitabı okurken, daha önce Norveç'i görmeme rağmen, tekrar gitmeyi ve kitabın geçtiği yerleri görmeyi çok istedim.

3- Selim İleri - Sona Ermek (2/5)



Selim İleri, en sevdiğim Türk yazarlardan biri. Yine orta okul yıllarımda ilk okuduğum kitabından bu yana, her kitabını hep keyifle okudum diyebilirim. Ya da diyebilirdim, çünkü Sona Ermek, çok zor okuduğum bir kitap oldu.


Eğer daha önce Selim İleri okumadıysanız, bu kitabını okumanızı tavsiye etmem, çünkü kitapta, yazarın eski kitaplarına ve o kitaptaki karakterlere göndermeler mevcut bolca. Hatta ben, daha önce Selim İleri okuduysanız da bu kitabını okumanızı tavsiye etmem, çünkü bence kitap, Selim İleri'nin tamamen kendisi için yazdığı, anlamlı bir olay örgüsünden uzak, bölük börçük bir iç sorgulamadan ibaret.

4- Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın - J. Tanizaki (5/5)


Tanizaki, Japonya'da kısa bir süre sohbet ettiğim, üniversiteli bir gencin bana önerisi idi. Daha önce yazarın adını bile duymamıştım ve bu güzel tavsiye sonrasında, yazarın bu kitabını listeme eklemiştim. İyi ki de eklemişim. Japon sadeliği ile yazılan bu güzeller güzeli kısacık roman, çok güzel betimlemelerle dolu. Eğer bir kedi sahibiyseniz, ne demek istediğimi daha da iyi anlayacağınızı düşünüyorum.

Büyüleyici bir yalınlığı var kitabın ve ben, özellikle bu kitap sonrasında, Japonlar'ın edebiyatlarına da hayran olduğuma karar verdim.

5- Biz Hep Şatoda Yaşadık - Shirley Jackson (5/5)


Hangi yazar olduğunu hatırlamıyorum, ama bu kitabı, sevdiğim bir yazarın en sevdiği kitap olması sebebiyle listeme eklemiştim. Yazarın 1962 yılında yayımladığı bu kitap, ayrıca, Stephen King ve Neil Gaiman'ın da ilham kaynakları arasında yer alıyor.

Kitap, herkesten gizlenerek yaşayan bir abla kardeşin hikayesini anlatıyor. Masalsı anlatımı, okuduğum her an kendimi içinde hissettiğim kasaba ve ev tasvirleri, bir abla - kardeş arasındaki o güzel bağı aktarış biçimi, okuyucuya kolayca, kendini karakterlere yakın hissetmesini sağlaması ve daha bir sürü detayıyla, son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardandı.

Hem hiç bitmesin isteyerek, hem de ne olacak diye heyecanla çevirdim sayfalarını.

6- Amok Koşucusu - Stefan Zweig (4/5)



Diyelim ki, birini beklemek zorunda olduğunuz 1 saatiniz var. Gidip en yakın kitapçıdan bir Zweig kitabı edinin. Geçirdiğiniz en güzel 1 saat o olsun. Çünkü Zweig, ne anlatırsa anlatsın, öyle güzel anlatıyor ki, soluksuz okuyor insan.


Amok Koşucusu, bir gemi seyahatinde, birbirini tanımayan iki kişinin bir gece sohbetini anlatıyor. Ve geri planında, Avrupalı bir doktorun, çok uzaklarda görevdeyken, başından geçen üzücü bir olayı. Ama dedim ya, Zweig ne anlatırsa anlatsın, insan okuyor zaten. Büyülenmiş bir şekilde.

7- Bir Çöküşün Öyküsü - Stefan Zweig (4/5)



Bir Çöküşün Öyküsü, insanı çok basit, yalın ve kısacık haliyle anlatan, damakta buruk bir tat bırakan, çok güzel bir kitap. Yine kısacık, ama yine o kısacık zamanda, insan psikolojisinin çok güzel noktalarına değiniyor.


Hikaye Fransa'da gözden düşen soylu bir kadının, son dönemlerindeki psikolojisini anlatıyor. İnsanın ne kadar aç gözlü, ilgiye ne kadar aç ve egonun nasıl da kişiyi yiyip bitiren bir şey olduğunu görüyorsunuz kitabı okurken.

8 - Doppler - Erlend Loe (4/5)



Yine bir Norveç'li yazar. Yine bizim coğrafyamızdan çok uzak bir hikaye. Oslo'da yaşayan, hali vakti yerinde, iki çocuğu, güzel bir evi ve işi olan bir adamın, bir bisiklet kazası sonrası, insanları sevmediğini fark etmesini ve Oslo'da bir ormanda yaşamaya başlamasını anlatıyor. Norveç'te doğup büyüyen insan nasıl da şanslı oluyor. Hayatı, kendini ve kendinin hayattaki asıl amacını ve yapmak istediklerini sorgulayıp da, işi gücü bırakıp şehrin içinde bir ormana yerleşme kararı alabiliyor.


Kitap çok güzel olmakla birlikte, bana, benim, sırf jeopolitik konumumuz sebebiyle yapamayacağım bir çok şey olduğunu gösterdi. O açıdan biraz sinir bozucuydu.

Kitabı okuduktan sonra, hakkında yazılanları da okudum. Kimileri, kitaptaki karakterlerin derinliğinin olmadığından, kitabın bir proje kitap hissi verdiğinden bahsetmiş. Ben pek aynı görüşte değilim, ya da yeterince derin okumalar yapamıyorum, bilemiyorum. Ama kitap, bence gerçekten çok güzel, keyifli, kara mizah unsurları barındıran ve çokça gülerek okuduğum bir kitaptı.

9- Şimdi Biz Neyiz? - Pucca (1/5)



Normalde, en kötü kitabın bile, insana bir şey katacağını düşünürüm, ama bu kitapla ilgili bir şeyler yazacakken, bu düşünceme benim bile şu an inanmadığımı fark ettim.


Peki ben bu kitabı neden okudum? Aslında, olayın iyice ticari bir hal aldığından ve içinin boş olduğundan çok emindim, o nedenle de, Pucca'nın son kitabı çıktığında okumayacağımı düşünüyordum. Hatta kitabı okuduktan sonra çok pişman oldum ve bu yazıyı yazarken, bu kitabı ekleyip eklememek arasında kaldım, ama dedim ya, kendime karşı dürüst olmalıydım. Madem okumuştum, yazacaktım.

Ama, yazının başında da bahsettiğim şekilde, tam bir ölücülük yaptığım ve kitapları çok ucuza getirdiğim için, dayanamayıp bu kitabı da aldım. Aslında ben, bu son dönem dizüstü edebiyatının bir kısmından keyif alıyorum. Bir kısmı gerçekten çok komik, eğlenceli, iki saat eline al, oku, kafanı boşalt şeklinde kitaplar. Bu kitap da bunlardan biri olur, çok kafamı yormayacağım bir şey okumak istediğimde okur bitiririm, zaten önceki 5 kitabı da okudum, bari 6.yı da okuyayım diye aldım.

Kitap gerçekten çok kötüydü. Bundan önceki 5 kitaptan da daha kötüydü. Kafamı boşaltayım, eğlenceli 2 saat geçireyim beklentimi de karşılamadı. Bomboş, çoğunlukla iğrenç, insana bir şey katmaktan çok uzak, yazım ve anlatım hatalarıyla dolu, gerçekten de çok kötü bir kitaptı. Okuduktan sonra kendime kızdım. Ben bunu neden okudum diye. O yüzden, hala okumadıysanız, ben ettim, siz etmeyin.

Benim son 20 gün okuduklarım bunlardı. Önümüzdeki 20 gün okuyacaklarım da, fazlasıyla heyecan duymama sebep diyebilirim.

Hep okuduğumuz, okumaktan keyif aldığımız günler dilerim!

7 yorum

  1. Sevgicancım bütün yorumları ilgi ile okudum birkaç kitap daha kütüphaneme ekleme sebebim olucak bu yorumlar sevgiler canım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sevindim canım benim <3 sevgiler!

      Sil
  2. Çok keyif aldım, hatta içimdeki ve bastırdığım yazma hissini ortaya bile çıkartmış olabilirsin. Bazılarını alıp fırsat buldukça okumayı düşünüyorum. Eline sağlık >^.^<

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke yazsan <3 keyifle okuruz, tariflerini yapariz heyecanla misal. çok teşekkür ederim ^^

      Sil
  3. Çok özgün değerlendirmeler, kitaplığıma ekleyeceğim yeni eserler için bana yol gösterici oldu, teşekkürler gönül dostu.

    YanıtlaSil
  4. Zülal Yener15 Ocak 2018 21:03

    Çok güzel yorumlar.Okuma isteği duyduklarımı hemen alıp okuyacağım.Harikasın sen canısıııııııı

    YanıtlaSil