Kuzey Işıklarının Peşinde: İzlanda


30'umdan sonra, kendime dost olarak seçtiğim insanlar hep, birlikte ortak bir hayalimin olduğu insanlar oldu. İnsanlar diyince, biraz kalabalık geliyor kulağa gerçi. Benimkiler, bir elin parmağı kadar ve onlardan en güzeli, R. olabilir benim için. 

Her şey, hayatın, yeterli miktarda şarapla, daha güzel hissettiğimiz zamanlarından birinde, hayallerimizden bahsederken, R.'nin elinde kadehiyle, "ben kuzey ışıklarını görmek istiyorum" dediği anla başladı aslında. Ülke, rota, zaman ya da bütçe gibi detayların hiçbirini konuşmadan, şarabın yanaklarımıza getirdiği renge ek olarak bize verdiği cesaretle, kuzey ışıklarını birlikte görmek istediğimiz sevgililerimizi boş verip, 3 kadın, 5 ay sonrasında Oslo bileti alırken bulduk kendimizi bir akşam. 


Biletimiz ucuz (320 TL), planımız oldukça basitti. Oslo'ya gidecek, oradan trenle ya da araba kiralayarak Tromsö'ye geçecek ve kuzey ışıklarını görecektik. Biletimizi aldık ve sonra zamanımız bol olduğu için, planı detaylandırmaya gerek durmadan, hayalimize odaklandık. 

Ama, bilmediğimiz ve göz ardı ettiğimiz, kocaman bir gerçek vardı. Maaşlı çalışandık, üstelik maaşımızı çok da değerli olmayan Türk Lirası cinsinde alıyorduk ve Norveç, bizim için çok aşırı pahalıydı. Oslo'dan Tromsö'ye doğrudan giden bir tren hattı yoktu, arabalar kiralamamız için çok pahalıydı, pahalılık bir yana, ülke bizim hiç alışık olmadığımız kadar karla kaplıydı ve araba sürmek konusunda kendimize hiç güvenmiyorduk ve yine bir akşam, aynı masada şarap içerken, ben bir başka hayalimi bu planın içine dahil etmeyi teklif ettim. Acaba Oslo'dan İzlanda'ya gidebilir miydik? 


Sonrasında, oturup çalıştım. Tromsö'ye gitmekle, İzlanda'ya gitmenin bize maliyetini karşılaştırdığım bir sunum hazırlamaktan, hangi rotada kuzey ışıklarını görme şansımızın daha çok olduğunu hesaplamaya kadar derin bir araştırmanın içine girdim ve sonunda, kuzey ışıklarını her iki durumda da "belki" görebileceğimizden dolayı, İzlanda'nın bize daha çok şey vadetmesi ve gerçekten de daha ucuz olması sebebiyle, Scandinavian Airlines'tan, Oslo - Reykjavik biletimizi aldık (370 TL). 

Sigur Ros ile ilk tanıştığım sene, 2008'di. İzlanda'yı detaylı araştırmaya başlamam o zamana denk gelmekle birlikte, kültürü, müziği, insanları ve doğası hakkında öğrendikçe, ülkeye daha da çok hayran olmaya hep devam ettim. Kuzey ülkelerinden ilk gördüğüm İsveç idi. Annemle birlikte, Stockholm'de geçirdiğimiz 4 günde, kuzeylileri çok sevmiştim. Kopenhag'da ise, kuzeylilik, bende, keyifle hayranlık karışımı bir tat bırakmıştı. Eğer buralar böyleyse, İzlanda nasıldır diye düşünmeden edemediğim son 2 yılda ise (2015 ve 2016) hep İzlanda'ya gitme hayali kuruyordum. İzlanda biletleri, hep çok pahalıydı. O yüzden, bu hayal de hep ertelediğim bir hayal olarak kalıyordu. Ancak, kendi deneyimimden yola çıkarak, söyleyebilirim ki, İzlanda'ya gitmenin en mantıklı ve ucuz yolunun, önce bir kuzey ülkesine gidip (İsveç, Norveç veya Danimarka), hatta orada 1-2 gün vakit geçirip, sonra SAS ile İzlanda'ya gitmek olduğunu söyleyebilirim. Bu şekilde, gittiğimiz tarihte, İzlanda biletleri gidiş dönüş 2500 TL civarında iken, bizim tüm uçak biletlerimiz (İstanbul - Oslo - Reykjavik - Oslo - İstanbul) 690 TL tuttu.


Sonra, Airbnb'den evleri, araç kiralama firmasından arabayı ayarladık, gidene kadar heyecanla günleri saydık, İzlanda'dan önce, 2 gün Oslo'da, aşırı pahalı ama aşırı güzel bir hayatın içinde, soğuktan donarak ve çoğunlukla sarhoş bir şekilde gezindik, ve sonunda, bir pazartesi sabahı, Oslo'dan, kimsenin bize ne uçak bileti, ne pasaport sorduğu bir uçağa binip, yol boyunca bir sürü şarap içip, ülkeye vardık. 


Bu noktada, Oslo ile ilgili bir kaç detay vereyim. Oslo çok pahalı bir şehir. Oslo dünyanın gerçekten de en pahalı şehri. Biz gitmeden de bunu biliyorduk ve gayet farkında gittik. Öyle ki, harcamalarımızı kısmak adına, İstanbul'dan yanımızda, etimek, çabuk çorba, peynir, zeytin ve rozbif götürmüştük, ama yine de, Oslo'ya gittiğimizde, pahalılık karşısında şok olduk. İlk akşam, dışarıda yemek yiyelim dedik. Çok pahalı bir yere gitmemek adına, TripAdvisor'dan, ucuz ve eve yakın bir hint lokantası seçtik. Menüdeki en ucuz tavuk yemeği, o günün parası ile, 170 TL idi. Tabi ki de yemek yemeden oradan koşarak uzaklaştık ve kendimizi en yakın Mc Donald's a attık. Ki o da oldukça pahalıydı (Big Mac menü, 90 TL idi). Evimize gitmeden, marketten 2 küçük şişe su ve 1 ekmek aldık (dışarıda yemek yemenin mantıklı olmadığını anladığımız için, ertesi gün evde sandviç yapmaya karar vermiştik). 2 su ve 1 ekmek için, 41 TL ödedim markette. 

Neyse, ne diyordum. İzlanda'daydım. Yolda bir sürü şarap içmiştim, kızlar duty free'den şarap stoklamakla meşguldü, ben dışarıya sigara içmeye çıkmıştım ve o an, kendimi gerçekten de dünyanın en mutlu insanı gibi hissettim. İzlanda'daydım!


Biz İzlanda'da, araba kiralamayı ve Reykjavik'in (şehrin adını her yazdığımda yandaki google sekmesinden bakıp öyle yazıyorum) dışında, okyanusun kenarında bir evde kalmayı tercih ettik. Arabayı, gitmeden 1 hafta önce, Blue Car Rental'den kiraladık. Mart başı, İzlanda için hala kış sezonu sayıldığından, ülkenin ciddi bir kısmı karlar altında olduğundan ve riske etmemek adına, 4x4 bir araba tercih ettik (Suzuki Vitara). 5 gün için, toplam ödediğimiz ücret 300 Euro idi. 3 kişi olduğumuz için, adam başı 100 euro'ya geldi. Şimdi kur iyice arttı gerçi, ama o zaman, adam başı 380 TL ödedik araba için. Ülkede hiç hırsızlık olmadığı için, hırsızlığa karşı sigortayı satın almadık, ancak ülke içinde gezmek istediğimiz ve ülkenin önemli kısmında aktif volkanlar ve sahiller olduğu için, kum ve küle karşı arabayı sigortalattık. Ben gitmeden, araba konusunu epey araştırmıştım. O yüzden kısaca şöyle diyeyim, eğer İzlanda'ya kışın gidiyorsanız mutlaka 4x4 araba kiralayın, ama yaz için buna hiç gerek yok. Bu eğer yazın gidiyorsanız, maliyetinizi, daha da düşürecektir. Bir de, gitmeden önce, mutlaka İzlanda trafik kurallarına ve trafik levhalarına bakın. Biz bakmamıştık ve ata binen viking tabelasını her gördüğümüzde, yakışıklı ve atlı vikingler hayal ettik misal, tamamen bilgisizliğimizden.


Ev konusunda ise, şansımız yaver gider de, kaldığımız yerde kuzey ışıklarını görebiliriz diyerek, şehrin 20 km dışında ve okyanusun kenarında bir ev tercih ettik. Daha doğrusu, 8 çocuğu, 1 köpeği ve 2 kedisi olan bir çiftin bahçesinde sizin de kullanabildiğiniz sıcak jakuzisi olan evinin bir odasını diyeyim. Evin linkini buraya bırakıyorum, çünkü, ev benim Airbnb deneyimlerim içerisinde, en sıra dışı ve güzel olanıydı. Gönül rahatlığı ile tavsiye edebilirim. Kaldığımız evin sakinleri sayesinde, bir sürü çok güzel tavsiye aldık. Mesela, İzlanda'da bir domates serası gördük ve o serada, her şeyi domatesle yaptıkları harika bir öğlen yemeği yedik. Bir sürü turist tuzağından kaçtık. Mesela Blue Lagoon'a bir dolu para vermek yerine, yerel halkın gittiği public pool'lardan birine gittik ve çok keyif aldık. Bir de, çok keyifli sohbetler ettik ve İzlanda ile ilgili başka hiçbir yerden öğrenmeyeceğimiz bilgiler öğrendik. 


Her klasik turist gibi, biz de, Golden Circle'ı tamamladık, Reykjavik'in (sanırım artık google'a bakmadan yazabiliyorum) sokaklarında gezindik, Black Sand Beach'te okyanus sularının altında kaldık (gerçekten fotoğraf çekerken dalgalar beni içine aldı), kendimizi küçücük hissettiğimiz şelaleleri, doğanın çok gerçek üstü olduğunu düşündüğümüz gayzerleri hayranlıkla izledik.

Ve kuzey ışıklarını gördük! 


İlk iki akşam, okyanusun kenarında, karlar altında, evin önünden insanların atlarıyla geçtikleri, sakin evimizin bahçesinden kuzey ışıklarını görmek konusunda çok umutluyduk, saatlerce bekledik, ancak 3. sabah kalktığımızda, kuzey ışıklarının beklediğimiz yere gelmeyeceğini, bizim onu kovalamamız gerektiğini fark ettik. Bize biraz profesyonel yardım gerekiyordu. Reykjavik şehir merkezinde bir tur bulduk, adam başı 155 TL ödeyerek turu satın aldık. Turun mantığı çok güzel. Akşam 8'de otobüse biniyorsun. Dünyanın en tatlı rehberleri yol boyunca, İzlanda tarihi ile ilgili bir sürü çok güzel hikaye anlatıyor, bir yandan da kuzey ışıklarının o gece nerelerde olabileceğine dair bilgi alıyorlar  ve oralara gidip, soğuktan donarak kuzey ışığı bekliyorsun. Turun mantığının asıl güzel olan kısmı ise, bir kere turu satın aldıktan sonra, kuzey ışıklarını görene kadar, her gece ücretsiz bir şekilde aynı tura tekrar katılabiliyorsun. Hatta, eğer o tatilin boyunca kuzey ışıklarını göremezsen, bir daha İzlanda'ya geldiğinde, tekrar tura ücretsiz katılabiliyorsun. Hayatımda, daha çok müşteri odaklı bir servis sistemi gördüm mü hatırlamıyorum. Zaten, İzlanda'da gördüğüm pek çok şeyi, hayatımda bir daha, başka bir yerde görebileceğimi de sanmıyorum ben. 


Çünkü İzlanda, gerçekten de, azıcık ama çok mutlu nüfuslu, insanların hepsinin birbirine aşırı saygılı olduğu, dertsiz, tasasız, çok soğuk ama sıcacık bir yer. Bizden çok daha basit, ama çok daha uygar, çok daha farklı, ama çok daha huzurlu bir yer. Kadın ile erkeğin gerçekten de eşit haklara sahip olduğu, çok zor ama çok transparan bir dile sahip olan, suç oranlarının çok düşük olduğu bir ülke İzlanda. Avrupa'nın kalanından, hatta bence Dünya'nın kalanından daha farklı, daha naif bir yer. Gerçekten de, huzur İzlanda!


Neyse, biz, ilk akşam, kuzey ışıkları turundan, aşırı üşüyen ellerimiz boş döndük. İkinci akşam son akşamımızdı. Kendi aramızda, kuzey ışıklarını göremesek de üzülmeyeceğimizi konuşarak bir gün geçirdik ve akşam yine tura gittik. Otobüs bir yerde durdu. Biraz bekledik. Sonra başka bir yere gideceğimizi söylediler. Oraya gittik. Tripodumu kurdum. Makineyi tripoda yerleştirdim ve uzun pozlama denemeleri yaparak beklemeye başladım. Makine, kuzey ışıklarını, benden daha önce görmeye başladı. Bu arada, ben, İzlanda'ya gitmeden önce, Nikon d7000'imi satıp, bir süredir istediğim Sony a6000 makineyi aldım kendime. Yazıdaki tüm fotoğrafları da o makineyle çektim. Makine, beni, aldığımdan beri, çekim kalitesi, ergonomikliği ve teknolojisiyle hep çok mutlu etti.
Yanımda bir rehber vardı. Çektiğim fotoğraflara baktı ve "She's coming!" dedi heyecanla. 


Kuzey ışığının cinsiyetini soracak olsanız, dans eden narin bir kadın olduğunu söylerdim ben de. Ve, hayalimin gerçek olduğu çok soğuk bir gecede, çok şanslı bir şekilde uzun bir süre, o narin kadının dansını izledim. Gördüğümün, bir ışıktansa, bir canlı olduğuna hala inanıyorum. O an hissettiklerimin tamamını ise, bir süredir denememe rağmen, tam olarak kelimelere aktaramıyorum. 


O yüzden, bu yine epey uzun olan yazıyı, burada sonlandırıyorum. 

Uçak biletine 690 TL, araba kiralamaya 380 TL, konaklamaya 645 TL (4 gece İzlanda, 3 gece Oslo), kuzey ışığı turuna 155 TL verip, toplamda 3.200 TL bütçe ile yaptığım bu seyahat, gittiğim binlerce kilometre ve kuzey ışıkları, içime işleyen soğuk, bana yeni bir hayal verdi:
İzlanda'ya bir gün tekrar, ama bu sefer yazın gitmek. Upuzun günlerde, bu sefer, bir karavanla seyahat etmek. 

Hayallerimiz, hep bizimle, hep kafamızın içinde olsun! 





2 yorum

  1. Ne güzel yazmışsın Badi :)
    Benim de bir süredir aklımda olan bir şeydi bu. Denk gelmesi ne iyi oldu... Ellerine sağlık :)

    YanıtlaSil